Translate

Tauriel Kimdir?

Tauriel Kimdir?

Tauriel

Tauriel Kimdir?

J.R.R Tolkien'in kitaplarında bulunmayan ancak Peter Jackson'un aktör Evangelina Lily için özel yaptığı The Hobbit film serisinin bayan elf karakteri.
Düşük bir orman Elfi olan Tauriel,  Kuyutorman Bekçi Başıdır.

İlk defa The Hobbit: The Desolution of Smaug filminde görülen Tauriel daha sonra ise serinin son filmi The Hobbit:Battle of The Five Armies filminde görüldü.
Tauriel, genelde Legolas ile birlikte ortak olarak hareket eder.

Bilbo ve cüce kafilesi Kuyutorman'da örümcekler tarafından yakalanınca Orman Elfleri önderliğindeki Legolas ve Tauriel onları kurtarır ancak izinsiz olarak Elf topraklarına girdikleri için mahkum ederler.
Cücelerin hapsi sırasında Kili ve Tauriel arasında bir romantik bağ oluşur.
Bilbo cüceleri kaçırınca Ork saldırısına uğradıkları sırada Kili'nin zehirli okla vurulduğunu öğrenir.
Tauriel peşlerinden gidince Legolas'ta onu takip eder.
Göl Kasabası'na geldiklerinde bazı Orkların orada olduğunu görüp onları etkisiz hale getirirler. Legolas o sırada Bolg ile kapışır. Tauriel ise Kili'nin ölümcül yarasını Elf tıp bilgisi ile tedavi eder.
Smaug Göl Kasabasına saldırdıktan sonra Gundabad Orklarının kalesini gözlemeye Legolas ile beraber gider. Geri geldiklerinde ise Yalnız Dağ -Erebor- mevkinde Beş Ordu Savaşı olurken isteksizce o savaşa katılırlar. Thorin Azog'un peşine gider. Kili, Fili de Thorin ile beraber.
Legolas ve Tauriel Kuzguntepesindeki cücelere yardım etmek amacıyla giderler. Legolas Bolg'u öldürmeye çalışırken Tauriel ise Kili'ye yardım etmeye çalışır. Kili ölünce Tauriel onun başında ağlar. Hobbit'teki olaylardan sonra Tauriel'in nerede olduğu bilinmemektedir çünkü kitapta yoktur.

Feanor ve Fingolfin Kimdir?

Feanor ve Fingolfin Kimdir?

Feanor , Fingolfin ve Finarfin

Feanor

Feanor, Ağaçların Çağında Valinor’da Tirion kentinde doğmuştur. Babası Noldor’un Kralı Finwe, annesi ise Serinde Miriel’dir. Annesi Miriel, Feanor doğduktan hemen sonra ruhu bedeninden ayrılmıştır, çünkü bütün gücünü ve kudretini oğlu Feanor’a geçirmiştir. Böylece doğmuştur Noldor’un en kudretlisi, Valinor’un altın ışıkları içinde.. Diğer ismi (babasının verdiği isim), Curufinwe’dir. 

Miriel doğumdan sonra bedeni kötü duruma gelince, Finwe Manwe’nin huzuruna çıkıp ondan nasihat istemiş, o da Miriel’i Lorien’de Irmo’nun bakımına vermiş ve orada uykuya dalmış Miriel. Bedeni uyur gözükmüş fakat ruhu bedeninden ayrılıp çoktan Mandos'un Salonlarına gitmiş ve bir daha hiç dönmemiş. Finwe bu duruma çok üzülmüş, sık sık Lorien’e onu ziyarete gitmiş fakat o bir daha hiç uyanmamış, bir süre sonrada Finwe bir daha Lorien’e gitmemiş. Sonra Finwe tüm sevgisini oğlu Feanor’a vermiş, Feanor’un içinde tutuşan gizli bir alev varmış gibi hızla büyümüş. Uzun boylu, güzel yüzlü, iradesi güçlü, gözleri delip geçercesine parlak, saçları kuzguni siyahmış; tüm hedeflerini hırsla ve yolundan dönmeden kovalamaktaymış. 

O zamanlar ve sonrasında Noldor arasında aklı en kurnaz, eli en becerikli olan oymuş, Gençlik döneminde bilge Rumil’in eserini geliştirerek Eldar’ın sürekli kullanacağı harfleri tasarlamıştır. Ayrıca değerli taşların oldukları hallerden nasıl daha büyük ve daha parlak olabileceklerini ilk o keşfetmiş. 

ayraç


Feanor daha sonraları, Noldor arasında Aule’nin en sevdiği Mahtar isimli ulu bir demircinin kızı olan Nerdanel ile evlenmiştir. Feanor ve Nerdanel’in yedi çocuğu olmuştur. Bunlar; Uzun Maedhros, sesi ülkenin ve denizlerin ötesinden duyulan güçlü şarkıcı Maglor, kumral Celegorm, esmer Caranthir, babasının el becerisinin çoğunu miras almış olan becerikli Curufin, huyları ve yüzleri birbirlerine benzeyen en küçükler olan ikiz Amrod ve Amras'tır. 

Finwe, karısı Miriel’in ölümünden sonra tekrar evlenmiştir. İkinci eşi bir Vanyar Elfi olan İndis’tir. Finwe ile İndis’in daha sonraki günlerde; Finarfin ve Fingolfin isimli iki çocukları daha olmuştur. Kardeşler içerisinde dil ve el becerisinde en kudretlileri Feanor’du, ruhu bir alev gibi yanıyordu. Fingolfin ise en güçlü, en metin ve en cesur olanlarıydı. Finarfin ise en iyi, yüreği en bilge olandı. 

ayraç

Feanor’un annesine düşkünlüğü yüzünden, İndis ve oğulları Fingolfin ve Finarfin’e kin duymaktaydı, içlerinde en çokta Fingolfin’i sevmezdi, çocukluklarında bile onlarla sürekli bir rekabet içindeydi. Sürekli başı dik gezerdi ve kendisini kardeşlerinden daha üstün görürdü ve belki de öyleydi, fakat böyle düşünmesi bile onun kalbini daha da köreltmekteydi… 

Bütün bu olaylar gelişirken Melkor’un cezası sonuna geldi ve Mandos’un Zindan’larından çıkartılarak tekrar Manwe’nin huzuruna çıkartıldı. Bütün Valar ve Maiar ordalardı, Eldar’ın da çoğu oradaydı. Melkor affedildi ve Valmar sınırlarında yaşamasına izin verildi. Lakin Ulmo ve Tulkas ona aldanmadılar.

Feanor’un düşüncelerinde yeni bir fikir oluşmaktaydı. Ağaçların ışığının nasıl korunabileceğini düşündü uzun bir süre. Sonra uzun ve gizli bir işe girişti, tüm ilmini ve ince hünerlerini bir araya getirdi; her şeyin sonunda Silmaril’leri yarattı. Üç büyük mücevher şeklindeydiler. Arda Krallığında ona zarar verebilecek hiçbir güç yoktu. Feanor, Mücevherlerin iç ateşini Valinor Ağaçları’nın uyumlu ışığından yaratmıştı. Silmaril’ler böylece canlı varlıklar haline gelmişlerdi. Herkes Feanor’un eserlerinin önünde şaşkınlık içinde kaldı. Varda, Silmarilleri Kutsadı; içinde kötülük olan hiçbir kimse onlara el süremesin diye büyüledi. Feanor, taşları Valar’ın korumasına bırakmadı, çünkü onları o kadar çok seviyordu ki, kimselere güvenemezdi. Bu yüzden onları Tirion’da ki Hazine odasının derinliklerine kapattı, babası ve oğulları haricinde kimsenin görmesine izin vermedi. 

ayraç


Feanor ve Silmariller

Melkor’da Feanor’un yarattığı Üç Taş’ı yakından izlemişti ve içinde onlara karşı bir istek ve hırs oluşmuştu. Melkor, Silmaril’leri istiyordu... Böylece işe koyuldu ve Valar’ı Eldar’a kötülemeye çalıştı, başlarda ufak yalanlarla, sonra ise büyük iftiralarla. Noldor’u hiç sevmedi ve onlara; Valar’ın onları Aman’a hapsettiğini ve Orta Dünya’yı onlardan esirgediklerini söylüyordu. Noldor bu sözlere pek aldırmasa da yine de etkilendi. Feanor’da duydu bu sözleri, içinde özgür olmak ve başka topraklara gitme hissi daha da ateşlendi. Dahası Melkor, Noldor’u da kendi içinde düşürmeye çalıştı, Feanor ile İndis’in oğullarının arasını açtı. Sonunda Melkor başarılı oldu ve Valinor’un parlak günlerinin sonunu getirdi; Feanor artık açık açık özgür olacağını, dış dünyaya, Orta Dünya’ya göç edeceğini ve eğer gelirlerse Noldor’u da esaretten kurtaracağını söylüyordu ve Valar’ın hükmüne karşı çıkıyordu. Fingolfin, Feanor’un kendini sanki bir kralmış gibi görmesinden rahatsız olmuş ve bu konuyu babası ile konuşmak için Tirion’un sarayına gitmiş, Feanor onu orada görmüş ve kendisini babasına kötülediğini düşünerek olaya girmiştir. Bu durum üzerine Fingolfin hiçbir kelime etmeden saraydan ayrılmıştır. Feanor onu takip edip dışarıda onu sıkıştırmış ve kılıcını çekip tehtid etmiştir. Bunun sonucunda Valar, Feanor’u huzurlarına çağırdı. Sonunda her şey açığa çıktı ve Melkor suçlandı, Tulkas derhal ayrılarak Melkor’u aramaya gitti. Lakin bu Feanor’un suçunu hafifletmedi. Feanor 12 yıllık bir sürgüne mahkum edildi. Bu sürgüne babası da onunla geldi. Ayrıca yedi çocuğu da onunla birlikte gitti. Bu süre içinde Fingolfin, Tirion’da ki Noldor’u yönetti. 

Sürgün bitti ve Feanor ve maiyeti Formenos’a geri döndü. Bir süre sonra Melkor açık açık Formenos’a gelerek Feanor'la konuştu. Fakat Feanor onu evinden kovdu. Melkor bir süre kimselere gözükmedi. Valar dostluk için bir divan daha topladı ve bütün Eldar’ı çağırdı. Birçok kişi geldi, gelenler arasında Feanor ve Fingolfin’de vardı. Finwe, Formenos’da kalmıştı. Divan sırasında Fingolfin ve Feanor’a barışmaları emredildi ve Fingolfin, Feanor’un çizdiği yoldan gitmeye yemin etti. Bu divan sürerken Melkor, Ungoliant isimli bir başka güç ile iki ağaca saldırmış ve ışıklarını söndürmüştü. Haber Manwe’nin divanına ulaştı, inanılmaz bir kargaşa çıktı, Tulkas ve Orome hemen ayrıldılar. Ağaçların yanına gittiler, hemen arkalarında da birçok Eldar geliyordu fakat ışık sönmüştü, Melkor orada yoktu. Eldar ve Valar ağaçların yanındayken Melkor ve Ungoliant Formenos’a gittiler ve kapıları kırıp içeri girdiler, orada kral Finwe önlerine dikildi. Melkor tek bir hamlede Finwe’yi öldürüp cansız bedenini yere serdi. Ardından hızla hazine odasına gidip tüm hazineleri ve Silmariller’in olduğu sandığı da alarak kuzeye doğru kaçtılar oradan Helcaraxe geçitlerine gittiler ve Orta Dünya topraklarına girdiler. Formenos’taki olaylar bir yıldırım gibi ulaştı Valar'a ve Noldor’a. Feanor ve Fingolfin acı içinde ağladılar. Tam o sırada Feanor intikam için yemin etti ve her nereye giderse gitsin Melkor’u takip edeceğini ve Silmarilleri ondan alacağını söyledi. 

…ve böylece başladı orta dünyaya yolculuk, Feanor Tirion meydanında konuştu ve halkının büyük bir kısmını ikna etti, Fingolfin de yemini üzerine, Feanor ile gideceğini açıkladı ve birçok Noldor yolculuğa çıktı, Finarfin ve onun isteğini dinleyen Noldor da gideceklerdi. Yolculuk başladı Alqualonde limanlarına vardılar orada Teleri’den yardım istediler, fakat Teleri yardım etmeyi reddetti. Feanor ve çocukları Teleriyle savaştı. Bu savaş ilerde “Kardeş Katliamı” olarak adlandırıldı. Fakat Fingolfin geriden geldiği için savaşmadı. Bu savaşın sonunda Mandos gökte belirdi ve hükmünü açıkladı; Noldor lanetlemişti, bu yolculuk onların sonu olacaktı. Fakat Feanor vazgeçmedi gemileri aldı, Fingolfin’de devam etmek zorundaydı. Fakat Finarfin ve halkı gitmekten vazgeçtiler ve Tirion’a geri döndüler. Feanor limandan gemilerle Ayrıldı fakat Fingolfin’e ve halkına ihanet etti ve onları gemilere aldırmadı. Fingolfin Feanor’a kızdı ve ne olursa olsun dönmeyeceklerini açıkladı ve Helcaraxe geçidine yöneldiler, bir çok Noldor öldü. 

Feanor, Beleriand’a girdi ve savaş için hazırlandı, Angband’a öncüler yollayıp gözetletti. Ve Noldor’un Beleriand’daki ilk savaşı başladı, bu savaşa “Dagor-nuin-giliath” anlamı ise “Yıldızların Altındaki Savaş”tır. Elfler büyük bir zafer kazandılar,savaşın bitmesine yakın Feanor, hırslanıp yanında birkaç arkadaşı ile birlikte Angband'ın kapısına kadar at sürmüştür, pusuda yatmış olan Balrog’lar bir anda ortaya çıkarak grubu çember içine almıştır, uzun süre mücadele eden Feanor en sonunda aldığı yaraların sonucunda zayıf düşmüş ve bedeni Balrogların efendisi Gothmog tarafından yere çarpılmıştır, tam bu sırada yetişen oğulları babalarının yardımına gelmiş onu kurtarmışlardır, ama en büyük oğul Maedhros, Morgoth'a esir düşmüştür. Geri dönüş yolunda Feanor öleceğini anlayıp oğullarına durmalarını emretmiştir. Son sözleri ise, ne olursa olsun Morgoth’un peşini bırakmamaları ve ne pahasına olursa olsun Silmarilleri geri almaları üzerine olmuştur. 

Feanor acı içinde ölmüştür, ruhunun alevi oracıkta bedenini küle çevirmiştir. Geriye ise hiçbir şey kalmamıştır. Noldor’un en kudretlisi de Arda topraklarına böylece veda etmiştir… 

ayraç

Feanor iyi-kötü bir çok şey yapmıştır, Feanor olmasaydı Eldar'ın en güçlü halkı Noldor'un tarihi, hatta Orta Dünya'nın tarihi bu kadar uzun olmazdı... Her şey bittiğinde Eldar kulaklarında Feanor'un sözleri hep çınladı ve kararan Valinor'un simgesi hiç kaybolmadı gözlerinden. İşte Feanor'un binlerce yıl geçmesine rağmen hafızalardan silinmeyen sözleri; 

"Neden, Ey Noldor halkı, neden bizi koruyamayan, hatta kendi topraklarını bile Düşman'ına karşı koruyamayan kıskanç Valar'a hizmet edelim? O, düşmanları olduğu halde, akrabaları değilmi? İntikam, bu yüzden beni çağırdı, ama öyle olsa bile, bundan sonra babamın katili ve hazinemin hırsızının akrabalarıyla aynı topraklar üzerinde yaşamayacağım. Bu cesur halk arasındaki tek cesur ben değilim. Hepiniz kralınızı kaybetmediniz mi? Kaybedecek daha neyiniz var ki dağlar ve deniz arasındaki bu dar toprağa takılıyorsunuz? Bir zamanlarda Valar'ın Orta Dünya'dan esirgediği ışık vardı ama şimdi karanlık her yere yayıldı. Pusun tacizine uğrayan ve nankör denize boşuna göz yaşı döken gölgelenmiş bir halk olarak sonsuza dek burada kıpırdamadan yas mı tutacağız? Yoksa yurdumuza mı döneceğiz? Özgür halkın yürüdüğü Cuivienen'de, bulutsuz yıldızların altında tatlı sular akıyor, geniş toprakları etrafa uzanıyor. Hepsi orada, delilik ederek terk ettiğimiz her şey orada hala bizi bekliyor. Gelin dönelim! Bırakın bu şehri korkaklar korusun." 

Noldor'un hatırladığı başka bir şey daha vardı, hatıraları canlandıkça hala acı içinde ağlarlar... Mandos'un kehaneti... 

"Sayısız gözyaşı dökeceksiniz. Valar, Valinor'u size karşı kapatacak ve sizi dışarıda bırakacak, böylece ağıtınızın yankısı bile dağları aşamayacak. Valar'ın gazabı Batı'dan Doğu'nun en ucuna dek Feanor Hanedanı üzerine yayılacak, onları izleyenlerinde üzerine yayılacak. Yeminleri onları sürükleyecek, onlara ihanet edecek. İyi başlayan herşey kötü bitecek; Akrabanın akrabaya ihanetiyle, ihanete uğrama korkusu doğacak. Onlar sonsuza dek mahrum edilenler olacak.

"Siz haksız bir şekilde akrabalarınızın kanını döktünüz, Aman topraklarını lekelediniz. Kana karşı kan vereceksiniz ve Aman'ın ötesinde Ölüm'ün gölgesinde yaşaycaksınız. Bunun için Eru sizin Ea'da ölmemenize karar verdi; ve hiçbir hastalık sizi ele geçiremeyecek ama katledilebilirsiniz ve katledileceksiniz: silahla, işkenceyle ve kederle; sonra yurtsuz ruhlarınız Mandos'a gelecek. Orada bedenlerinizi özleyerek bekleyeceksiniz ve katlettikleriniz gelip sizin için yalvarırlarsa biraz merhamet bulabileceksiniz. Orta Dünya'da kalıp Mandos'a dönmeyenler, büyük bir yük taşıyormuşçasına bitkinleşecekler, gittikçe solacaklar ve arkalarından gelecek daha genç ırkın önünde pişmanlık gölgeleri olacaklar. Valar konuştu" 
... işte böyle son bulur Noldor'un yazgısı... 

ayraç

Fingolfin

Noldor’un kralı Finwë idi. Finwë’nin oğulları ise Fëanor ve Fingolfin ve Finarfin; yalnız Fëanor’un annesi Serinde Miriel iken, Fingolfin ile Finarfin’in anaları Vanyar soyundan Indis idi.

Eşi göçüp gittikten sonra, vakti saati gelince Güzel Indis’i aldı Finwë ikinci eşi olarak.

Babasının düğününü hiç de hoş karşılamadı Fëanor ve ne Indis'e, ne de oğulları Fingolfin ve Finarfin’e içten bir sevgi besledi.

Fëanor, dilinde de elinin becerisinde de en kudretli olandı ve kardeşlerinden üstündü, ruhu tutuşmuş, alev alev yanıyordu. Fingolfin en güçlü, en sebatkar ve gözü pek olanlarıydı. Finarfin ise en adil, yüreği en bilge olandı; sonraları Olwë’nin oğulları, yeni Teleri’nin efendileri ile dost oldu ve Olwë’nin kızı, Alqualonde’nin kuğu-bakiresi Eärwen’i eş olarak aldı.

ayraç


Fingolfin’in oğulları, sonradan dünyanın kuzeyinde Noldor’un başına geçen Fingon, Gondolin’in efendisi Turgon idi, kız kardeşleri Ak Aradhel’di. Eldar’da geçen yıllarında henüz ağabeylerinden küçüktü, fakat sonradan serpilip güzelleşti ve uzayıp güçlendi; ormanda ata binip avlanmayı çok sevdi. Genellikle akrabaları Fëanor’un oğulları ile birlikteydi, fakat hiçbirine kaptırmadı yüreğini. Saçları koyu, teni solgun olduğu ve gümüş rengi ile beyazdan başka renkte kıyafet giymediği için Ar-Feinel, yani Noldor’un Ak Hanımı derlerdi ona.

Aman’da herkesin saygı ile önlerinde eğildiği Finwë’nin büyük oğulları Fëanor ve Fingolfin yüce prenslerdi, fakat şimdi sahip oldukları haklar ve mal mülk yüzünden kibre ve kıskançlığa kapılıp gitmişlerdi. Ardından Melkor, Eldamar’da ortalığa yalanlar yaydı ve Fëanor’un kulağına şu dedikodu ulaştı: Güya Fingolfin ve oğulları, Finwë’nin ve büyük oğlu Fëanor’un hakimiyetine el koymak ve onların yerine geçmek için entrikalar hazırlıyorlardı; Valar’ın da izniyle oluyordu tüm bunlar, çünkü Silmariller kendi korumalarına bırakılmayıp da Tirion’da tutuldukları için onlar da hoşnutsuzlardı. Fingolfin ve Finarfin’e ise şu sözler söylendi: “Aman dikkat! Miriel’in kibirli oğlunun, Indis’in oğullarına karşı sevgisi daima kıt olmuştur. Şimdi büyüyüp güçlendi ve babasını kendi tarafına çekti. Çok geçmez, en yakın zamanda sizi Tuna’dan ötelere sürecektir!”

Işte böylece Melkor yalanlar ve çirkin dedikodular ve yanlış öğütlerle Noldor’un yüreklerinde bir çatışma ateşi yaktı ve onların kavgası sonunda Valinor’un parlak günleri sona erdi; eski ihtişamının akşamı gelip çattı. 

Çünkü Fëanor, Valinor’dan ayrılıp dünyaya yeniden dönebileceğini ve onun peşinden gittikleri taktirde Noldor’u esaretten kurtarabileceğini haykırarak, Valar’a karşı alenen isyankar sözler etmeye başladı.

Ardından Tirion’da müthiş bir huzursuzluk baş gösterdi ve Finwë sıkıntıya düşüp tüm reislerini divana çağırdı. Fakat Fingolfin hışımla evine gelerek karşısında dikildi ve şunu söyledi:
“Kralım ve babam, pek yerinde bir biçimde Ateşin Ruhu adını almış kardeşimiz Curufinwë’nin kibrini zapt etmeyecek misiniz? O kim alıyor da, kral kendisiymiş gibi halkımız adına konuşuyor? Uzun süre evvel Quendi’nin karşısına geçip, Valar’ın Aman’a gelmemiz için yaptığı çağrıyı kabul etmelerini emreden sizdiniz. Orta Dünya’nın tehlikeleri içinden Eldamar’ın ışığına doğru uzanan zorlu yol boyunca Noldor’u sürükleyen sizdiniz Şimdi eğer bundan pişmanlık duymuyorsanız, en azından iki oğlunuzu sözlerinizle ödüllendirmeniz lazım geliyor.”
Ama Fingolfin daha sözlerini tamamlamadan Fëanor koca koca adımlarla odaya girdi; tepeden tırnağa silahlıydı: “Işte böyle, tam da tahmin ettiğim gibi,” dedi. “Üvey kardeşim, her meselede olduğu gibi bunda da babamı yanına alıp, önüme geçecektir.” Sonra Fingolfin’e dönüp kılıcını çekti ve bağırdı: “Çekil git karşımdan ve ait olduğun yere dön!”

Fingolfin, Finwë’nin önünde eğildi ve Fëanor’a bir laf yahut tek bir bakış bile atmadan, odadan çıkıp gitti. Ama Fëanor peşi sıra çıktı ve kralın evinin kapısında yolunu kesip parlak kılıcının ucunu Fingolfin’in göğsüne dayayıverdi. 
“Bak üvey kardeşim! Bu kılıcın ucu senin dilinden keskindir. Yerimi ve babamın sevgisini de zorla elimden almayı hele bir dene; o vakit belki Noldor halkı, esirlerin efendisi olmaya hevesli birinden kurtulur!”

Finwë’nin evi Mindon’un dibindeki büyük meydanda bulunduğu için, bu sözler pek çok kişinin kulağına gitti, fakat Fingolfin yine cevap vermedi ve kalabalığın içinden sessizce geçip kardeşi Finarfin’i aramaya gitti.

Esasında Noldor arasındaki huzursuzluk Valar’dan gizlenmemişti, ama bu huzursuzluğun tohumları karanlıkta ekilmişti; bu yüzden, tüm Noldor kibre bulandıkları halde, inadı ve küstahlığıyla meşhur Fëanor, onlar aleyhinde sözler söylediği için hoşnutsuzluğun elebaşı diye bellendi. Ve Manwë kederlense bile yalnızca olanları izledi ve tek söz söylemedi. Valar, Eldar’ı topraklarında kalmakta ve gitmekte hür olmaları şartıyla getirmişlerdi; ayrılışları çılgınlık olarak görseler bile onları yollarından döndüremezlerdi. Fakat artık Fëanor’un yaptıklarının göz yumulur hali kalmamıştı, Valar öfkelenmiş ve yılmışlardı; ettiği lafların ve giriştiği işlerin hesabını versin diye Valmar’ın kapısında huzurlarına çıkmaya çağırdılar onu. Bu meseleye karışan ya da bir şeyler bilen diğer herkes de çağrıldı ve Hüküm Çemberi’nde Mandos’un huzurunda duran Fëanor’a sorulan tüm soruları cevaplaması emredildi. Nihayet meselenin ötesi berisi açıklığa kavuştu ve Melkor’un başlarına açtığı bela ortaya döküldü; bunun üzerine Tulkas derhal divanı terk etti ve onu tekrar yargılanması için getirmeyi gitti. Fakat Fëanor suçsuz ve günahsız bulunmadı, çünkü Valinor’un huzurunu bozup, soyundan gelene kılıç çekmişti ve Mandos ona hitaben şöyle söyledi: 
"Esaretten bahsediyordun. Eğer esaretse bu, kaçıp gidemezsin, çünkü Manwë yalnız Aman’ın değil, tüm Arda diyarının kralıdır. Ve senin bu yaptıkların ister Aman’da ister başka yerde, meşru değildir. Bu yüzden işte bu hükme uğradın: On iki yıl boyunca, tehdidin ağzından çıktığı yerden, Tirion’dan ayrı kalacaksın. Bu süre zarfında düşün taşın, kim olduğunu, ne olduğunu hatırla. Diğerleri de seni affederler ise, o vakitten sonra bu mesele kapanıp nihayete kavuşmuş olacak.”
Sonra Fingolfin söz aldi ve, “Ağabeyimi affedeceğim,” dedi. Fakat Fëanor tek bir söz söylemedi; Valar’ın huzurunda öylece dikildi. Ardından dönüp çıktı divandan ve sonra da Valmar’ı terk etti.

Onunla birlikte yedi oğlu da gitti sürgüne; kuzey taraflarındaki tepelerde sağlam bir yurt ve hazine edindiler ve Formenos’ta bin bir çeşit cevher ile silah istiflediler; Silmariller ise demirden bir bölmeye kaldırıldı. Kral Finwë de, oğlu Fëanor’a duyduğu sevgi yüzünden çıkıp buraya geldi ve Tirion’da Noldor’un başına Fingolfin geçti. Fëanor kendi yapıp ettikleri bütün bu olaylara çanak tuttuysa da neticede Melkor’un tohumlarını ektiği husumet sürüp gitti ve uzun bir müddet boyunca Fingolfin’in ve Fëanor’un oğulları arasında baki kaldı.

Manwë, Noldor arasında baş göstermiş olan kötülüğe şifa bulmayı kafasına koymuştu ve prensler arasındaki derdin kederin bir kenara bırakılıp Düşmanın yalanlarının hafızalardan silinmesi için herkes Manwë’nin evine davet edilmişti.

ayraç


Vanyar çıkıp geldiler şölene, Tirion'lu Noldor’la Maiar da toplandılar bir araya; Valar'da tüm güzellikleri ve ihtişamları ile dizildiler yan yana ve Manwë ile Varda’nın muazzam salonlarında, çıkıp karşılarına şarkılar söylediler, batıda kalan Ağaçlara dönük yemyeşil yamaçlarda dans ettiler. O gün bomboş kaldı Valmar sokakları ve Tirion’un merdivenlerde çıt çıkmadı ve tüm diyar huzur içinde uykuya yattı. Sadece dağların öte tarafındaki Teleri hala şarkılar söylüyordu denizin kıyısında, çünkü ne mevsimler ne de zaman pek umurlarında değildi onların ve Arda hükümdarlarının meselelerine ya da henüz onlara dokunmamış olan Valinor üzerindeki gölgeye hiç akıllarını yormuyorlardı.

Manwë’nin tasarladığı şölenin tadını kaçıran tek bir şey oldu. Manwë’nin sadece Fëanor’a gelmesini emrettiği için, o da yalnız başına geldi; Finwë onunla birlikte gelmedi, Formenoslu diğer Noldor da. Şöyle söylemişti çünkü Finwë:
“Oğlum Fëanor’un Tirion’a gidememe cezası sürdükçe, ben de el çekiyorum krallıktan ve görüşmüyorum kendi halkımla.”
Ve Fëanor geldi, ama ne şölen giysileri içindeydi, ne de takılara bezenmişti, gümüş, altın yahut başka bir değerli taş yoktu üzerinde; Valar ile Eldar’ı Silmarillerin görüntüsünden mahrum etti ve onları Formenos’taki demir bölmede kilitli bıraktı. Yine de Manwë’nin tahtı önünde karşı karşıya geldi Fingolfin’le ve barıştı, sözde; Fingolfin ise kılıcın kınından çıkmasının lafını bile etmedi. Fingolfin elini uzatıp şunları dedi: “Söz verdiğimi şimdi yapıyorum ve yaşadığımız tatsızlığı unutuyorum.”

Fëanor sessizce uzanıp tuttu elini, ama Fingolfin sözlerini sürdürdü “Kan bağıyla üvey, yürek bağıyla öz kardeşin olacağım. Sen rehberim olacaksın, ben peşin sıra geleceğim. Hiçbir keder ayırmasın bizi.”

“Duydum sözlerini,” dedi Fëanor. “Öyle olsun.” Fakat ikisi de sözlerinin taşıyabileceği anlamdan habersizdi.

Derler ki Fëanor ve Fingolfin henüz Manwë’nin huzurunda iken, her iki Ağacın da ışıldadığı bir anda birbirine karıştı ışıklar ve sessiz Valmar şehri gümüş ve altın rengi bir parıltıya boğuldu. Tam o saatte Melkor ve Ungoliant ağaçları yok etti.

Haber şölene ulaşınca Manwë, Fëanor’a Silmarilleri verip veremeyeceğini sordu. O sırada başka bir haber şölene ulaştı. Morgoth, Fëanor’un evine gidip Finwë’yi öldürmüş ve silmarilleri çalmıştı. 

O zaman Fëanor ayrıldı. Sonra korkunç bir ant içti. Yedi oğlu da hep birden onun etrafına atılıp aynı yemini ettiler ve kılıçları, meşalelerin göz kamaştıran ışığında kan kırmızısı parıldadı. Yeminlerini bozmayacaklarına Iluvatar adına söz verdiler ve bozarsak eğer, kavlimizi, Ebedi Karanlığa gömülelim dediler. Mänwe’yi, Varda’yı ve kutlu Taniquetil Dağı’nı şahit gösterip, ister Vala, ister Iblis, Elf yahut henüz doğmamış Insan, küçük büyük, hayırlı veya belalı, günlerin sonuna dek, zamanın doğuracağı her cinsten varlığı, Silmarillerin tekini bile ellerine almaları, çalmaları, yahut da saklamaları durumunda, Dünya’nın sonuna dek intikam ve nefret hisleriyle takip edeceklerine ant içtiler.

Feanor ve Oğulları Yemin

Bu yemin Fingolfin’i de bağlıyordu, çünkü Fëanor’a, onu hep takip edeceğine dair yemin etmişti.

Fëanor, Morgoth’un peşinden Orta-Dünya’ya geçecekti ve Teleri’den yardım istemek için Alqualonde’ye gitti. Fakat Teleri Elfleri yardım etmeyince Fëanor öfkelendi. Kuğular Limanına gidip oradaki gemileri zorla almaya karar verdi. Fakat Teleri, Fëanor’a karşı koydu ve her iki taraf da büyük kayıplar verdi, ama Noldor’un öncü kolunun imdadına Fingolfin’in öncü topluluğu ile Fingon yetişti. Bir çarpışmanın gerçekleştiğini ve akrabalarının yenildiğini görüp, kargaşanın nedenini falan öğrenemeden öne atıldılar; bazıları ise Teleri’nin Valar’ın emri üzerine, Noldor’un yollarını kesmeye çabaladıklarını düşünmüşlerdi.

Sonunda Teleri yenilgiye uğratıldı ve Alqualonde’de yaşayan denizcilerin büyük bir bölümü katledildi. Çünkü hem Noldor haklı öfkeye ve umutsuzluğa kapılmış, hem de, büyük çoğunluğu incecik yaylardan başka bir şey taşımayan Teleri halkı güçsüz kalmışlardı.

Teleri

Her şeye rağmen Noldor’un büyük bir kısmı katı ve fırtına dindiğinde devam ettiler, fakat onlar ilerledikçe yol daha da uzuyor, daha da korkunç bir hale geliyordu. Hadsiz hesapsız karanlık içinde upuzun bir zaman yürüdükten sonra, dağlık ve soğuk Araman çöllerinden geçip nihayet Korunaklı Ülke’nin kuzey sınırlarına vardılar. Burada aniden, bir kayanın üzerinde dikilmiş duran ve aşağıdaki sahile doğru bakan bir karaltı gördüler. Bazıları bunun, Manwe’nin gönderdiği sıradan bir haberci değil, Mandos’un ta kendisi olduğunu söyler. Neyse, Noldor yüksek bir ses duydular, yüksek olduğu kadar da tumturaklı ve ürkütücü bir ses; onlara durup dinlemelerini emrediyordu. Ardından hepsi birden durdu, put kesildiler ve Noldor halkı bir baştan öbür başa dek, hep birlikte, Kuzey’in Kehaneti ve Noldor’un Hükmü diye anılan laneti ve kehaneti bildiren bu sesi duydu. Söylenenlerin pek çoğu, Noldor’un başlarına gelene dek anlamadıkları acıları, karanlık bir dille haber veriyordu; ne kalabilecek, ne Valar’ın affını yahut hükmünü isteyebileceklerdi, anladıkları kadarıyla lanet buydu.

Yine de Fëanor yeminine sadık kalarak yoluna devam etmeye karar verdi. Fakat Finarfin yürüyüşten ayrıldı.

Nihayet Noldor, Arda’nın kuzey ucuna ulaştılar ve denizde süzülen ilk buz parçalarını görünce Helcaraxe’ye pek bir yolları kalmadığını anladılar. Doğuya kıvrılan Aman toprakları ile Endor’un batıya uzanan doğu kıyıları ( işte Orta Dünya burasıydı ) arasından Kuşatan Deniz’in buz gibi suları ile Belegaer’in dalgalarının bir olup aktığı daracık bir boğaz uzanıyordu; burası nefes kesen soğuğun uçsuz bucaksız sisi ve pusuyla, bir de denizin akıntıları, buz tepelerinin çarpışmaları ve derinlere gömülmüş buzların gıcırtıları ile doluydu. Böylesi bir yerdi Helcaraxe ve o zamana dek Valar ile Ungoliant dışında kimse buraya ayak basacak kadar gözü pek çıkmamıştı.

Noldor burada durdu ve Orta Dünya’ya nasıl geçebileceklerini tartışmaya başladılar. Orta Dünya’ya gemi ile geçmeye karar verdiler fakat gemilerin sayısı az olduğu için önce Fëanor’a bağlı grup geçti Orta-Dünya’ya.

Fakat karaya çıkar çıkmaz, Morgoth’un yalanları aralarına girmeden evvel Fingon’un dostu olan büyük Maedhros, Fëanor’a şöyle söyledi:
Peki, şimdi hangi gemilerle kürekçileri geri gönderip, ilk kimleri getireceksin buraya? Yiğit Fingon mu yoksa?
Fëanor çıldırmış gibi kahkaha attı ve bağırdı:
“Hiçbirini ve hiç kimseyi! Arkamda bıraktıklarımı artık kayıptan saymıyorum; zaten gereksiz yük olduklarını gördük yol boyu. Adıma lanet okuyanları ve hala da lanetleyenleri bırakalım gitsinler, ahlaya vahlaya dönsünler Valar’ın kafesine! Yakın şu gemileri!”
Bu sözler üzerine Maedhros sadece kenara çekildi, ama Fëanor Teleri’nin ak gemilerini ateşe verdirdi. Ve böylece, Drengist Körfezi’nin ağzında, Losgar denen o yerde, denizler üzerinde süzülmüş olan en güzel gemiler, parlak ve ürkütücü alevler tarafından yutularak küle döndü. Fingolfin’le halkı bulutların altında kızıl kızıl parlayan ışığı ta uzaktan gördü ve ihanete uğradıklarını anladı. Bu, Akraba Kıyımı’nın ve Noldor’un Hükmü’nün ilk meyvesiydi.

Feanor Teleri Gemilerini Yakma Emrini Verirken

Bunun üzerine Fingolfin, Fëanor’un kendisini Araman’da ölüme terk ettiğini ya da utanç içinde Valinor’a geri dönmek zorunda bıraktığını fark edip kedere boğuldu, ama artık, o ana dek olmadığı kadar çok istiyordu Orta Dünya’ya gidip Fëanor’la yeniden karşılaşmayı. Ve Fingolfin’le halkı uzun bir müddet sefalet çekerek yürüdü, ama karşılarına çıkan zorluklar kahramanlıkları ve metanetlerini arttırdı, çünkü onlar kudretli bir halktı; Iluvatar Eru’nun ilk ölümsüz çocuklarıydılar; Kutlu Ülke’den yeni gelmişlerdi ve yeryüzünün bezginliği işlememişti içlerine henüz. Kalplerinde yanıp duran ateş tazecikti; başlarında Fingolfin’le oğulları ve Finrod ve Galadriel ile kuzeyin en zorlu taraflarına doğru ilerleme cesaretinin gösterdiler ve sonunda Helcaraxe’nin dehşetine ve zalim buz dağlarına dayanmanın başka bir yolunu bulamadılar. Bu umutsuz yolculuk, cesaret ve keder hususunda Noldor’un giriştikleri belki de en zorlu işti. Bu yol üzerinde Turgon’un eşi Elenwe kayboldu ve başka pek çok Noldor ölüp gitti; Fingolfin tüm badireleri atlatıp sayıca azalan topluluğunu nihayet Öte Topraklara çıkardı. Kalplerinde Fëanor ve oğullarına duydukları bir sevgi kırıntısıyla, sonunda peşine düştüler ve ayın ilk yükselişinde borularını üflediler.

ayraç


Dagor-nuin Giliath savaşında Fëanor’un tarafı yenilmişti, Fëanor ölmüş, Maedhros esir düşmüştü. Fingon, Noldor arasındaki anlaşmazlığa son vermek için, Thangorodrim’deki kayalara bağlanmış Maedhros’u kurtardı. Fingon başardığı bu işle büyük şöhret kazandı ve Fingolfin ve Fëanor hanedanı arasındaki nefret yatıştı. Çünkü Maedhros, Araman’da onları terk ettikleri için af diledi; Noldor üzerindeki hükümdarlık iddiasından feragat etti ve Fingolfin’e şöyle seslendi: “Aramızda bir keder gölgesi düşürmedikçe, efendim, Finwë hanedanın hem en yaşlısı, hem de buna yaraşır biçimde en bilgesi olarak hükümdarlık hakkı sizin olmalıdır.” Ama kardeşleri bu sözlerine asla yürekten katılmadılar.

Maedhros

Bu yüzden, aynen Maedhros’un önceden haber verdiği biçimde, Elendë ve Beleriand’ın himayesi yaşlı olandan Fingolfin hanedanına geçtiği için ve Silmarilleri kaybettikleri için Fëanor hanedanına, Yoksun Bırakılanlar dendi. Fakat yeniden bir araya gelmiş olan Noldor, Dor Daedeloth sınırları üzerine bir gözcü koyup Angband’ı batı, güney ve doğu cenabından kuşattılar.

Güneşle geçen 20. yıldönümünde Noldor Kralı Fingolfin büyük bir şölen tertip etti ve bu şölen bahar zamanı, coşkun Norog Nehri’nin doğduğu yerde, Ivrin gölcüklerinin yanında yapıldı, çünkü buralar, kuzeye karşı onlara siper olan Gölge Dağları’nın eteklerinde yeşil ve asude topraklardı. Bu şölende yaşanan neşe, sonradan gelen kederli günlerde uzun uzun hatırlandı ve şölene Yeniden Birleşme Şöleni manasında Meret Aderthad dediler.

İşte bu yıllar, yani Güneş işe Ay’ın altında saadetin yaşandığı devirdi ve bütün ülke halinden hoşnuttu hoşnut olmasına, ama yine de Gölge kuzeyde kapkara çöreklenmiş oturuyordu.

O dönemde insanlar Orta-Dünya’ya gelmişlerdi. Angband Kuşatması’nın üzerinden yaklaşık 400 yıl geçmişti.

Karanlık ve aysız bir kış gecesiydi ve geniş Ard-galen düzlüğü Noldor’un tepelerdeki kalelerinden Thangorodrim’in eteklerine kadar soğuk yıldızların ışığı altında loş bir biçimde uzanıyordu. Gözcü ateşleri sakin sakin yanıyor, düzlüğün üzerindeki Hithlum süvarilerinin karargahlarında ancak birkaç kişi uyanıktı. İşte o sırada Morgoth, Thangorodrim’den aşağıya, Balroglardan daha hızlı ilerleyen müthiş ateş nehirleri yolladı ve düzlüğün tamamını bu ateşle kapladı; Demir Dağlar çeşit çeşit zehirler taşıyan ateşler püskürttü; bu ateşlerin havaya yayılıp her yanı kötü kokutan dumanı ölüm saçıyordu. Büyük muharebelerin dördüncüsü, Dagor Bragolach, Ani Alev Muharebesi işte böyle başladı.

ayraç


Bu ateşin önünde bütün ihtişamıyla ejderlerin atası olan altın Glaurung yanında Balroglarla geldi; onların ardında da Noldor’un daha evvelden görmediği, hayal dahi etmediği kadar geniş Ork orduları, kapkaranlık sökün ettiler. Noldor’un kalesine saldırıp Angband’ın üzerindeki kuşatmayı yıktılar ve Noldor ile onun müttefiki olan Gri Elflerle İnsanları buldukları yerde katlettiler.

Hithlum’a, Dorthonion’un kaybedildiğine, Finarfin’in oğullarının yenildiğine ve Fëanor’un oğullarının topraklarından sürüldüğüne dair haberler geldi. Bunun üzerine Fingolfin (kendisine göre) bu olayları Noldor’un nihai yıkımı ve tüm hanedanların geri dönülmez yenilgisi olarak niteledi; içi böyle büyük bir keder ve hınçla doldu ki müthiş atı Rochallor’a bindi ve tek başına uzaklaştı, kimseler de ona mani olamadı. Tozun ortasında esen bir rüzgar gibi Dor-nu-Fauglith’in üzerinden geçti; onu bu hızla geçerken görenleri hepsi de Oremë’nin kalkıp geldiğini zannedip, şaşkınlık içinde kaçıştılar; çünkü Fingolfin tepeden tırnağa öfke kesilmişti, bu yüzden de gözleri tıpkı Valar’ınki gibi parlıyordu. Böylece tek başına Angband’ın kapılarına gelip borusunu çaldı; bir kez daha pirinçten kapılara vurup, Morgoth’a meydan okudu ve teke tek bir dövüş için meydana çıkmasını istedi. Ve Morgoth geldi.

Kayalar Fingolfin’in borusunun keskin sesiyle çınlıyor ve sesi Angband’ın derinliklerine kadar keskin ve apaçık bir şekilde geliyordu; Fingolfin, Morgoth’a alçak ve esirlerin efendisi diye hitap ediyordu. Bu yüzden Morgoth yerin altındaki tahtından yavaş yavaş tırmanıp geldi; ayak sesleri yer altından yükselen gök gürültüsü gibiydi. Kara zırhlara bürünmüş halde dışarı çıktı ve Kral’ın karşısında demir taçlı bir kule gibi dikildi; armasız, kapkara, kocaman kalkanı da Kral’ı bir fırtına bulutu gibi gölgeledi. Ama Fingolfin gölgenin altında bir yıldız gibi parlıyordu, çünkü zırhı gümüşle kaplanmış ve mavi kalkanı kristallerle bezenmişti ve buz gibi parlayan kılıcı Ringil’i çekti.

Fingolfin ve Melkor

Bunun üzerine Morgoth, Ölüler Diyarının Çekici, Grond’u hızla yukarıya kaldırıp bir yıldırım gibi aşağıya savurdu. Ama Fingolfin yana sıçradı ve Grond yerde, içinden duman ve ateş çıkan çok büyük bir çukur açtı. Morgoth ardı ardına sert darbeler indirmeye yeltendi, ama Fingolfin her seferinde, kara bir bulutun altında çakan şimşekler gibi uzağa sıçradı ve Morgoth’u tam yedi kez yaraladı; Morgoth ise tam yedi kez acısından çığlık attı; her birinde de Angband’ın orduları kederden yerlere kapaklandı ve bu çığlıklar kuzey diyarlarında yankılandı.

Ama sonunda Kral bitkin düştü ve Morgoth kalkanıyla üç kez onun üzerine yüklendi. Fingolfin üç kez dizlerinin üzerine çöktü ve üç kez yeniden ayağa kalktı; kırık kalkanı ve paralanmış miğferiyle cesaretini elden bırakmadı. Ama etrafındaki toprağın tamamı yarılmış, çukurlarla dolmuştu; Fingolfin de tökezleyip Morgoth’un ayaklarının dibine düştü ve Morgoth, neredeyse bir tepe kadar ağır olan sol ayağını onun boynunun üzerine dayadı. Fingolfin son ve umutsuz darbesini indirmek üzere Ringil’le ayağı yardı ve dumanlar çıkaran kara bir kan fışkırıp Grond’un açtığı çukurları doldurdu.

Böylece Noldor’un Yüce Kralı, kadim Elf krallarının en gururlu ve yiğit olanı öldü. Orklar kapıda yapılan bu ikili dövüşten kendilerine pay çıkarıp böbürlenmediler; Elflerin acısı ise öylesine derindi ki, bu olaya dair tek bir şarkı söylemediler. Yine de bu hikaye hafızalardadır, çünkü Kartalların Kralı Thorondor haberleri Gondolin’e ve çok uzaklardaki Hithlum’a kadar getirdi. Morgoth dövüşün ardından Elf Kralı’nın bedenini alıp kurtlarına yem olarak atmak için ikiye büktü, ama Thorondor, Crissaegrim’in zirvelerindeki yuvasından hızla gelip, Morgoth’un üzerine avına hücum eder gibi saldırdı ve yüzünü bereledi. Thorondor’un kanatlarının hücum ederken ki sesi Manwë’nin rüzgarlarının sesini andırıyordu; gelip Fingolfin’in bedenini kudretli pençeleriyle yakalayıp aniden Ork kargılarının üzerinde süzülerek Kral’ı oradan götürdü. Ve onu gizli Gondolin Vadisi’ne kuzeyden bakan bir dağın zirvesine bıraktı; Turgon gelip babasının üzerine taşlardan görkemli bir anıt yaptı. Bundan sonra hiçbir Ork, Fingolfin’in dağını aşmaya ya da mezarına yaklaşmaya cesaret ede edi, ta ki Gondolin’in hükmü gerçekleşip de, soyu arasında ihanet baş gösterene kadar. Morgoth’un ayağı o günden sonra daima aksadı ve yaralarının acısı asla dinmedi; Throndor’un yüzünde bıraktığı izler de silinmedi.

Fingolfin’in öldüğü haberi geldiğinde Hithlum’a çöken kederi tarif etmek imkansızdı, Fingon acılı haliyle Fingolfin’in hanedanının ve Noldor’un krallığının başına geçti, ve küçük oğlu Erenion’u (sonradan Gil-Galad adını alacaktı) limanlara yolladı.



The Hobbit Smaug Gerçeği

The Hobbit Smaug Gerçeği

Melkor'un uşaklarından bir ejderha olan Smaug çok yüce ve haşmetli gibi gösterilmesine rağmen aslında ejderhaların en küçüğüdür.
Ejderhaların en büyüğü Kara Ancalagon'dur. Smaug bir tane dağın içine girebilirken, Ancalagon'un iki ayağını iki tane farklı dağa koyduğu söylenir. Hatta o kadar büyükmüş ki uzaktan bakıldığında Güneşi bile kapatabilirmiş. Smaug ise kendinin en yüce olduğunu, zırhının demir, pençelerinin mızrak olduğunu söylemektedir, ama 1 tane kara oka ölmüştür.

Bu fotoğraftada Kara Ancalagon'u Smaug'u ve de diğer ejderhaları görebilirsiniz.

Smaug ve Kara Ancalagon

The Hobbit Azog ve Bolg Gerçeği

The Hobbit Azog ve Bolg Gerçeği

Filmi izleyenlerin bildiği gibi Kirletici Azog denen Ork, Cücelere dert olmuştur ve de Ork ve Goblin  lejyonlarının komutanıdır. Fakat aslında Cüceleri kovalayan ve de komutanlık eden filmde geçen oğlu Bolg'dur. Azog, daha önce Cücelerle Orklar arasında gerçekleşen Azanulbizar Muharebesinde Orkların lideridir ve 32 yaşındaki genç cüce Dain Demirayak tarafından kaçarken  öldürülmüştür. Cücelerin ortalama 250 yıl yaşadıklarını düşünürsek 32 yaşı cüceler için çocukluk gibi bir şeydir. Gloin bile oğlu Gimli'yi 65 yaşında genç bir cüce olduğu için Dağ seferine getirmemiştir.

Azog

Hobbit'te, Bolg ayı-insan, şekil değiştiren Beorn tarafından öldürülmüştür. Film de ise Legolas tarafından öldürülmüştür. 

Tom Bombadil Kimdir?

Tom Bombadil Kimdir?


Tom Bombadil

Yüzüklerin Efendisi'nin ilk kitabı olan Yüzük Kardeşliği kitabında olup filmde Peter Jackson'ın yer vermediği bir karakter hakkında kısaca yazmak istiyorum.

Bu kişimiz Tom Bombadil. Bu kişi Frodo, Sam, Merry ve Pippin yaşlı ormandan yolculuk yaparken Yaşlı Söğüt Ağacı Merry ve Pippin'i kökleriyle yakalar ve toprağa çeker. Frodo ve Sam çaresizken Tom bir anda gelir ve bir şarkı söyleyerek Merry ve Pippin'i kurtarır. Ardından bu dört Hobbit'i evlerinde ağırlar ve yüzüğü taşıdığını bilir. Tom Bombadil'in en büyük özelliklerinden biri ise Yüzüğün onu hiçbir şekilde etkilememesidir. Tom Bombadil'in ırkı belli değildir ve çeşitli teoriler vardır. Bazıları onun Tolkien'in kendisi olduğunu söylerken bazısı onun bir Maia olabileceğini söyler. Tom Bombadil Frodo'ya kendisi hakkında yaşayan en yaşlı canlı olduğunu ve her şeyden önce onun var olduğunu söyler. Bu ise Tom'a ayrı bir gizem vermektedir. Tom'un çok güzel bir eşi vardır ve bu kişi Altınyemiş'tir.(Goldberry) Tom onu nehirde bulduğunu da anlatmıştır. Hobbitler, Tom'un evinden ayrıldıktan sonra Tom onları bir kez daha Höyük Çukurlarında(Barrow Downs) kurtarmıştır. Çoğu kişi Yüzük'ün Tom'u etkilemediği için neden yüzüğü o taşımadı tarzı düşünceleri olabilir. Tom'un bunun yapmama sebebi Orta Dünya'yı önemsememesidir.

Legolas Kimdir?

Legolas Kimdir?

Legolas Greenleaf

Legolas Yeşilyaprak


Legolas Yeşilyaprak, Kuyutorman Elfleri'nin prensiydi.
Dedesi Oropher, Son İttifak Savaşı’nda Gil-Galad ile birlikte savaşmış ve ölmüştür. Babası Thranduil, Elf kralıdır. Bilbo’yla birlikte macera için gezen 13 cüceyi Yalnız Dağ’da yakalamıştır. Gimli bu olayı hiç unutmamıştır.

Kayıtlar, Legolas’ın dış görünümüyle ilgili iki şey söyler: Yeşil gözlü ve kahverengi saçlı, diğer bir yandan filmde de gördüğümüz üzere sari saçlı, mavi gözlü. Legolas 183 cm uzunluğundadır. Hiç şüphe yoktur ki Orta Dünya’daki en iyi okçulardan biridir, el çabukluğu ve nişancılığıyla Yüzük Kardeşliği’ne çok katkıda bulunmuştur. 

Legolas’ın Ayrıkvadi’ye Kuyutorman’ın Silvan Elfleri unvanıyla görevli olarak gelmeden önce neler yaptığı ayrıntılı olarak bilinmemektedir. Bu zamana kadar bir prens olarak sınırlarını korumakla geçirmiş, yeteneklerini bir çok Ork öldürerek geliştirmiştir ve Büyük Orman’dan hiç bir zaman ayrılmamıştır. Tâ ki Yüzük Kardeşliği onu Lothlorien’e getirene kadar. Burada ilk kez Legolas Lothlorien’i gördü. Bu donemde Lothlorien, Galadriel ve Celeborn tarafından yönetilmekteydi. Burada kendisine hediye olarak Galadhrim Yayı verilmiştir. . Son savaş sırasında daha önce giden halkı gibi o da kardeşlikten Gimli’yle beraber Gri Limanlar’dan Ölümsüz Topraklara gitmiştir. 

Legolas'ın Yayı

Legolas, Galadhrim yayından önce, karaağaçtan yapılma bir Mirkwood yayı kullanıyordu. Yay tek bir Kuyutorman ağacından oyularak tek parça yapılıyordu. Stili Numenor tarzıydı. Orta kısmı ve uçları altındandı. Legolas genelde üçlü ok atma üzerine çalışırdı ama tek okla da isabetli olarak yaklaşık 210 metre atış yapabiliyordu.

Legolas Yayı

(Lorien)
 Legolas’ın Lothlorien’de hediye edilen Lorien yayı tam bir ustalık işidir. Yay, Mallorn Ağacı’ndan oyularak yapılmıştır. Yaprak ve asma yaprağıyla sarılıymış gibi bir görünüm vermektedir. Yay 1 m açılabilmektedir ve yaklaşık 380 m isabetli ok atabilmektedir. Bu gücün nedeni, yayın Galadriel’in saçından yapılmış ve ağacının çok kaliteli ve esnek olmasıdır. Oklar altın yeşili rengindedir ve Kuyutorman oklarından daha incedir.

Legolas


The Hobbit:The Battle Of The Five Armies Türkçe Dublaj 720P Full İzle

The Hobbit:The Battle Of The Five Armies Türkçe Dublaj 720P Full İzle

The Hobbit

The Hobbit:The Battle Of The Five Armies

The Hobbit serisinin yeni filmi olan The Hobbit:The Battle Of The Five Armies sinemadan sonra sizlerle beraber
Aşağıdaki linkten filmi izleyebilirsiniz.
İyi seyirler.....

The Hobbit:The Battle Of The Five Armies Türkçe Dublaj 720P
The Hobbit:Beş Ordunun Savaşı Türkçe Dublaj 720P

Filmini Aşağıdaki linkten seyredebilirsiniz.
İyi Seyirler...


Ak Ağaç - The White Tree Nedir?

Ak Ağaç - The White Tree Nedir?

Ak Ağaç - White Tree

Gondor'un sembolüdür. Ak Ağaç, İsildur'un Numenor'dan getirdiği bir fidandan büyümüştü, ve Numenor'da ki de Ölümsüz Topraklar'dan getirilmişti. Kralların Soyu sona erdikten sonra Ak Ağaç da kurudu ve öldü. Ölü Ağaç, Kaynak Avlusu'nda durdu, ta ki Aragorn, Kral Elessar bir fide bulup dikene kadar. Böylece Minas Tirith'te Ak Ağaç tekrar çiçek açtı.

Ak Ağaç'ın, Yavanna tarafından yaratılan bir ağaç olan Galathilion'un soyundan geldiği söylenmektedir. Yavanna, Galathilion'u Telperion'un suretinde yaratmıştı. Adı Celeborn olan Galathilion'un fidelerinden biri Tol Eressea adasına dikildi, ve bu ağaçtan da Elfler bir fide alarak Numenor'un İnsanlarına hediye etti. Bu fideden büyüyen ağaca da Nimloth denildi.

Sauron esir olmayı kabul edip Numenor'a geldikten sonra Kral Ar-Pharazon 'a öğütler vermeye başladı, ve Nimloth'u kesmek de bunlar arasındaydı. Kral önceleri razı olmadı fakat sonra kabul etti. Bu üzücü haberi duyan İsildur, kılık değiştirerek ağacın bulunduğu Kral Bahçeleri'ne girdi. Ve ağacın bir meyvessini almayı başardı. Fakat nöbetçiler tarafından görüldü ve kaçmak için dövüşmek zorunda kaldı. Derin yaralar alarak kaçmayı başardı ve babasıyla kardeşinin yanına döndü. Meyve dikildikten ve ilk kez yaprak açtıktan sonra ölüm döşeğindeki İsildur iyileşerek ayağa kalktı.

Bu meyvadan büyüyen fide, 2. Çağ'ın 3319 yılında Numenor'un Yıkılışı'ndan kurtuldu. İsildur onu Minas İthil kalesine dikti ve böylece bu fide Gondor'un Ak Ağaçları'nın ilki oldu. Sauron Minas İthil'i 3429 yılında işgal etti ve Ak Ağaç'ı yaktı , fakat İsildur bir fide ile kaçmayı başardı. 3. Çağ'ın 2. yılında, İsildur fideyi Minas Anor'a, Son İttifak'ın Savaşında ölen kardeşi Anorion'un anısına dikti.

Ak Ağaç, daha sonra Minas Tirith adını alan Minas Anor'un en üst seviyesindeki Kaynak Avlusu'nda büyüdü. Ağacın uzun yaprakları vardı , üstleri koyu yeşil ve altları gümüş rengi olan , ve çiçekleri beyaz açardı. Kralların Amblemi siyah bir zemin üzerinde Ak Ağaç'tı ve Elendil'in Varisleri'nin nişanları olan 7 yıldız ve bir tacın altında Gondor'u sembolize ediyordu.

1636 yılında Büyük Veba güneydoğudan Gondor'a geldi ve Kral Telemnar öldü. Ak Ağaç'ta kurudu ve öldü, fakat Telemnar'ın yeğeni Tarandor ağacın bir fidesini kalenin içine dikti. Kralların Soyu 2050 yılında yok oldu ve Ak Ağaç bundan sonra daha az meyve vermeye, daha az çiçek açmaya ve yaşlanmaya başladı.

2872 yılında Gondor Vekilharçı II. Belecthor öldü ve Ak Ağaç'ta kurudu ve öldü. Bu sefer hiçbir meyvesi yada fidesi bulunamadı ve kurumuş ağaç Kaynak Avlusu'nda öylece bırakıldı.

Aragorn 15 Mart 3019'da Minas Tirith'e geldi ve Arwen tarafından yapılmış bayrağını açtı. Bayrağın üstünde Gondor'un Ak Ağaç'ı , 7 yıldız ve taç işliydi. Yüzük Savaşı'ndan sonra Aragorn, Gondor ve Arnor Birleşik Krallığının Kralı oldu.

25 Haziran'da Aragorn ve Gandalf, Minas Tirith'in ardındaki Mindolluin Dağları'na tırmandılar ve Aragorn orada Ak Ağaç'ın, yaklaşık 1 metre boylarında ve 7 yaşından küçük bir fidesini buldu. Büyük bir ihtimalle uzun yıllar önce ekilmişti ve kendi başına uzun yıllarca beklemişti.

Kurumuş ağaç hürmet edilerek yerinden söküldü ve Krallarla Vekilharçların yattığı Rath Dinen'e dinlenmesi için bırakıldı. Yeni fide Kaynak Avlusu'na dikildi ; büyük bir hızla ve memnuniyetle büyümeye başladı. Gondor Krallığı'nın yeniden doğmasının bir işareti sayıldı.
Warglar Kimlerdir? Nedirler?

Warglar Kimlerdir? Nedirler?

Warg'lar

Kurtlar, hep kötü yaratıklarla müttefik olarak karşımıza çıkarlar. Beyaz Kurtlar kuzeyin uzak bölgelerinde inlerini kurmuşlardı ve orada ürüyorlardı. En korkutucu ve tehlikeli kurtlara ise Warg adı verilir ve Warglar genellikle Yaban topraklarda yaşarlar. 
Bazen Orklar kurtların üzerilerine aynı insanların atlara binmesi gibi binerler (Kurt Binicileri). Bu konu Hobbit'te şu şekilde anlatılmaktadır:
… ama o günlerde zaman zaman, öncelikle de yiyecek veya çalıştıracak köle bulmak amacıyla baskına giderlerdi. Zaman zaman insanların atlara binmesi gibi onlar da kurtların sırtında yolculuk ederlerdi…
 Saruman, Kurt Binicilerinden birlikler oluşturmuş ve onları Isengard’da konuşlandırmıştı. Bunlar çok tehlikeliydiler ve atlara karşı üstündüler; çünkü atlar kurtlardan ürküyorlardı. 
Saruman’ın Kurt Binicileri genellikle küçük kafilelere saldırıyor ve herkesi öldürüyorlardı. Büyük gruplara pek saldırmamalarına rağmen bazen onlara dadanabiliyorlardı.

Kurt-binicileri ilk muharebeyi Rohirrimler’le Isen Sığlıklarında 23 Şubat 3019’da yaptılar. Miğfer Dibi yolunda giden Rohirrimler’i ve Rohan kafilesini çevirdiler ve ani bir saldırı yaptılar. Kurt-binicileri Miğfer Dibi’nde Saruman’ın diğer birlikleri gibi mağlup edildi. (3 Mart’ın gecesinde)

Warglar, kurt türleri arasında en şeytani olanlarıdır. Konuşma yeteneğine sahiptirler ve kendilerine has bir dilleri vardır. Aşağıdaki olay bu olguyu kanıtlar nitelikte:
… ağaçların dibine de muhafızlar diktiler ve diğerleri (sanki yüzlerce kurt vardı) açıklığın ortasına gidip koca bir çember halinde oturdular; çemberin ortasında büyük ve gri bir kurt vardı. Onlara wargların feci lisanında hitap etti. Gandalf bu dili anlıyordu. Bilbo anlamasa da kulaklarına korkunç geliyordu; tüm konuştukları zalimce ve haince şeylermiş gibi, öyleydi zaten…
… ağacın altından dev çam kozalakları topladı. Ardından kozalaklardan birini parlak, mavi alevle yaktı ve kurtların arasına gönderdi. Kozalak kurtlardan birine isabet etti ve kabarık postu anında tutuşan hayvan korkunç çığlıklar sağa sola sıçramaya başladı…
2941 yılında Ork birlikleri ile birlikte bir köy basmayı planlayan Warglar, Orklarla buluşacakları yerde kim olduklarını bilmedikleri 14 cüce, bir buçukluk ve bir büyücü ile karşılaştılar. O grup aslında Ulu Goblin’i öldürüp Goblin Mağaralarından kaçmış olan; Smaug’dan hazinesini geri almak için yola çıkan Thorin Meşekalkan ve yoldaşlarıydı. Bilmeden goblinlerin peşlerinde olduğu kaçakları yakaladılar ve orada sıkıştırdılar onları. Bilbo ve diğerleri Warglar ağaçlara tırmanamadığı için ağaca tırmandılar. Gandalf son çare olarak çıktığı ağaçtaki kozalakları birer alev topuna çevirip kurtlara fırlatmakta buldu. Bu fikri bir çok Warg'ın ölmesini sağladı ama tükenmiyorlardı. En sonunda Gandalf, öleceğini bile bile ağacın altındaki Wargların üzerine atlayacaktı ki; o bölgeyi sürekli gözleyen kartallar son anda onları kurtarmışlardı.

Warglar öfkeden deliye dönmüşlerdi ve intikam almak için yanıp tutuşuyorlardı. Orklarla beraber toplandılar ve büyük bir ordu halinde doğuya, Yalnız Dağ’a doğru hareket ettiler. Büyük bir savaş oldu ve bu savaşa Beş Ordular Savaşı adı verildi. Kurtlar ve Orklar; Dain’in cüceleri, Orman Elfleri ve orada yaşayan Göl İnsanları ile mücadele ettiler. Lakin bu saldırıları başarılı olamadı ve büyük bir yenilgiye uğradılar. 
Sonrasında hala o civarda bulunan bütün Orklar ve Warglar kaçtılar. Bunun üzerine Beorn büyük şenlikler düzenledi.

3019 yılının Ocak ayında Puslu Dağlar’dan geçmekte olan Yüzük Kardeşliği’ne saldırdılar. Yüzük Kardeşliği ile mücadeleye girdiler. Gandalf etraflarında bir ateş çemberi oluşturdu ve Legolas onları yanan oklarıyla avladı. Wargların vücutlarından çıkan ateşle bütün gece aydınlandı.

Sonraki günlerde Yüzük Kardeşliği Warglardan kurtulmak için Moria Madenleri’ne girdiler. Lakin orada onlardan daha kudretli bir iblisle karşılaşacaklardı. Bu olaydan sonra ise Wargların herhangi bir savaşa katıldıklarına dair bir belge yoktur. 


Troll'ler Kimdir? Nedirler?

Troll'ler Kimdir? Nedirler?

Troll'ler

Geneli düşman emrinde olan çok güçlü, büyük yaratıklar. İnsanımsı şekilleri olmasına rağmen görünüşleri ürkünçtür. Normal bir insandan daha uzun ve yapılıdırlar. Pullu derileri ve parmaksız büyük ve düz ayakları vardır.Kanları siyahtır.

Troller genelde aptal yaratıklardır. Herhangi bir inşaa ya da bir şey yaratma kabiliyetleri yoktur. Diğerlerinden çaldıkları değerli eşyaları biriktirirler genellikle de soydukları insanları yemişlerdir. Trollerin kendilerine has bir dilleri yoktur ancak Eriador’daki taş trollerinin bazıları Ortak Lisan’ı konuşabilmektedirler. Sauron hizmetine aldığı trollere KaraLisan’ı (Black Speech) öğretmiştir.

Troller inanılmaz güçlü olup öldürülmeleri son derece zordur. Zayıf noktaları ise gün ışığında taşa dönmeleridir.(Olog-hailer hariç)

Trollerin saklandıkları yerler Mordor, Mirkwood’un güneyleri, Moria'yı da kaplayan Sisli Dağlar ve Trolbükü isimli ormanlık alanın yanındaki Eriador’daki Ettenavlakları'dır.
Troller değişik yaşam alanlarına uyum göstermişlerdir. Bunlar 3 farklı tür olan mağara trolleri ,tepe trolleri ve dağ trolleridir. Ayrıca kar trolleri de olabilmektedir. Taş trolleri ise trollerin içinde ayrı ve özel yeri olan bir türdür.Bu troller gün ışığında taşa dönmektedirler.

Troller orijinalinde taştan yaratılmışlardır. Trollerin Morgoth tarafından entlerin taklitleri olarak onlara karşı koymak için yaratıldıkları söylenmektedir. Tolkien de trollerin orjinleri hakkında kararsız kalmıştır:

''Troller hakkında tam olarak konuşamayacağım. Sanırım troller sırf taklitlerdir ve bundan ötürü de gün ışığında taş şekline bürünmektedirler; fakat trollerin, taş trolleri dışında vahşi olan diğer türleri de mevcuttur.''(J.R.R Tolkienden mektuplar:mektup# 153)

Diğer türleri de mevcuttur sözüyle aslında Tolkien’in belirttiği tür Olog-hailer’dir.Olog-hailer Üçüncü Çağ’ın sonunda Sauron tarafından yaratılan daha üstün bir türdür; ancak Sauron’un bu türü nasıl yarattığı hakkında bir kayıt yoktur .Yayınlanmamış bir notunda Tolkien, Olog-hailer’e referans olarak olarak gösterilebilecek şu bilgiyi vermiştir: ''Açıkça görülür ki Olog-hailer ilkel insanların dejenere olmuş tipleridir''.

Olog-hailer direk gün ışığına dayanabilen ve diğer trollerden de daha zeki olan bir türdür. Büyük ve güçlü olmalarıyla beraber derileri de bir taş kadar serttir. Nadir konuşsalar da Kara Lisan’ı bilmektedirler. Mordor’un dağlarında ve Sauron'un Güney Mirkwood'daki Dol Guldur kalesinde yaşamaktaydırlar. Olog-hailer’in tümü Sauron’un hizmetinde olmuş ve katiyen sözlerine uymuşlardır.

Sauron'un gücü arttıkça troller Orta Dünya için tam bir tehdit olmuşlardır. Aragorn'un dedesi Arador Ettenavlakları’nda 2930 yılında tepe trolleri tarafında öldürülmüştür.
2941'deki macerasında Bilbo Baggins; Tom, Bert ve William Huggins adında 3 trolle karşılaştı. Bu 3 troll Trolbükü’nde başı boş gezmekteydiler ve ele geçirdikleri zenginlikleri sakladıkları bir mağaraları vardı. Nereden aldıkları bilinmemekle beraber bu zenginlikler içinde Glamdring, Orcrist ve Bilbo’nun ileride Frodo’ya vereceği kılıç Sting de bulunmaktaydı.

Bu üç troll Ortak Lisan'ı zor da olsa konuşabiliyorlardı. Yakaladıkları hayvanları ve gezginleri yerlerdi. Bilbo ve 13 cüceyi yakaladıklarında memnun olmuşlar , ancak Gandalf trollere tutsaklarını gün ışığında pişirdiklerinde daha lezzetli yiyecekleri şeklinde bir yalan söylemiş ve troller buna inanarak gün ışığına çıkmışlar ve taşa dönmüşlerdir. Frodo ve arkadaşları Ayrıkvadi’ye giderken onların heykel şeklindeki suretlerini görmüşlerdir.

Yüzük Kardeşliği yolculuğu sırasında birkaç sefer canlı trollerle yüz yüze geldi. Moria'da bir mağara trollü tarafından saldırıya uğradılar ve bu trollü Frodo ayağından yaraladı.
Dağ trolleri ise Pelennor savaşında Grond'u taşımışlar ve Minas Tirith'in kapısını yok etmişlerdir.

Gorgoroth'tan bir kısım tepe trolü ise Morannon savaşında (Kara Kapılar’daki savaş) düşmana hizmet ettiler. Savaşın gün ışığında olması sebebiyle, bu tepe trollerinin Olog-hai türünde olması muhtemeldir. Tepe trolleri Gondor savaşçılarının çoğunu ağır balyozlarıyla ezmişlerdir. Trollerin şefi Beregond’u yaralamış ve boynundan ısırmış ancak Pippin bu trolü kılıcıyla öldürmüş ve ''trollerin belası'' lakabını almıştır. Savaştan sonra Gimli Pippin'i trolün ağır cesedi altında canlı olarak bulmuştur.

Sauron’un defedilmesinden sonra emrindeki troller şuursuz ve hedefsiz şekilde kaçışmışlardır. Dördüncü Çağ’ın başında ise Gondor ve Rohan savaşçıları Sauron’un hizmetkarlarını avlamaya devam etmişler ve muhtemelen bu zamanda troller Orta Dünya için tehdit olmaktan çıkmışlardır.

İsimler ve etimoloji:
Trol Sindarin dilinde Torog olarak yer almıştır. 

Kara Lisan’da ise Olog anlamındadır. Sonundaki hai eki ise çoğul yapan bir ektir.(Uruk-Hai’deki gibi)

Gondor Neresidir?

Gondor Neresidir?


Temel Bilgiler ve Coğrafya
Gondor, Orta Dünya’nın güneydoğusunda yer alır. Yüzük Savaşları’nın gerçekleştiği dönemde Gondor’un toprakları; Ak Dağlar’ın güneyinde Lefnui Nehri ile Anduin arasında, Ak Dağlar’ın kuzeyinde Mering Çayı ile Anduin arasında ve Anduin’in doğusuyla Gölge Dağları arasındaki Ithilien bölgesinde uzanmaktadır.

Gondor’un en büyük ve en yoğun nüfuslu bölgesi Ak Dağlar’ın güneyi boyunca uzanan Belfalas Körfezi kıyılarıdır. Bu bölgede Lossarnach, Lebennin, Lamedon, Belfalas ve Anfalas beylikleri bulunmaktadır. Bu beyliklerin her birinin kendi lordları vardır ama bu lordlar Gondor hükümdarına bağlıdır.

Lossarnach küçük ama nüfusun fazla olduğu bir bölgedir. Halk, Ak Dağlar’ın güneydoğusundaki vadilere yayılmıştır. Erui Nehri Lossarnach’tan akmaya başlar ve Lebennin’den geçerek Anduin’e katılır.

Lebennin bölgesi, Lossarnach’ın batısında bulunur. Bölgenin batı sınırını Gilrain, doğu sınırını Sirith, güney sınırını ise Anduin nehirleri oluşturur. Lebennin İnsanları gözüpek olmalarıyla meşhurdur. Halk, genel olarak Dunedain ile yerel insanların karışımıdır. Lebennin’in balıkçı insanları bölgenin güneyindeki Anduin deltasında yaşar. Bölgenin en fazla nüfusa sahip olan liman şehri Pelargir, Anduin’in Sirith Nehri ile birleştiği noktada bulunur. Daha batıdaki Linhir şehri ise, Gilrain ve Serni nehirlerinin denize döküldüğü yerde kurulmuştur.


Belfalas, Belfalas Körfezi’nin kıyıları boyunca uzanan geniş çaplı bir bölgedir. Bölgenin merkezi genel olarak dağlık alanlardan oluşur. Liman şehri Dol Amroth, Cobas Koyu’na tepeden bakan bir burnun üzerine kurulmuştur. Belfalas bölgesi, Dol Amroth Prensleri tarafından yönetilir. Prensler Numenor soyundan gelir, aynı zamanda Elf kanı taşıyor olmaları da kuvvetle muhtemeldir. Numenor’un etkisi, Gondor’un diğer kıyı bölgelerine göre Belfalas’ta daha fazladır. Bölge halkının çoğunluğu da Numenor İnsanlarının soyundan gelmektedir.

Belfalas’ın hemen batısında Ciril ve Ringlo nehirleri Karakök Nehri ile birleşir ve birlikte Belfalas Körfezi’nde denize dökülürler. Körfezin ağzında, nehirlerin denize aktığı bölgede Elf limanı Edhellond yer almaktadır. İlk Çağ’ın sonlarından Üçüncü Çağ’ın ortalarına dek burada Elfler yaşamış ve gemileriyle Ölümsüz Diyarlar’a yelken açmışlardır.

Lamedon bölgesi, Belfalas’ın kuzeyinde ve Ak Dağlar’ın eteğinde yer almaktadır. Ciril ve Ringlo nehirleri bu bölgede doğar ve güneybatıya doğru akar. Bölgedeki şehirlerden Ethring Ringlo Nehri’nin, Calembel ise Ciril Nehri’nin kenarında kurulmuştur.

Karakök Nehri, Ölülerin Yolu’nun güneydeki kapısının yakınlarındaki Karakök Vadisi’nden doğarak güneye doğru akar. Dağ İnsanları’nın Sauron’a karşı savaşacaklarına dair Isildur’a yemin ettikleri yer olan Erech Taşı Karakök Vadisi’nde bulunur. Vadinin toprakları oldukça verimli ve tarıma elverişlidir, nüfus da burada yoğundur.

Anfalas, Belfalas’ın batısındaki kıyı bölgesidir. Anfalas’ın halkı genel olarak köylerde yaşar ve nüfusun büyük çoğunluğunu çobanlar, avcılar ve balıkçılar oluşturur. Pinnath Gelin -Yeşil Tepe- Anfalas’ın kuzeyinde bulunur.

Lefnui Nehri, Anfalas bölgesinin ve Gondor’un Ak Dağlar’ın güneyindeki kısmının batı sınırını oluşturur. Lefnui’nin batısında Andrast yarımadası bulunur. Andrast bölgesinin güney ucundaki Druwaith Iaur’da, bir İnsan ırkı olan Druedain’in yani Vahşi İnsanların yerleşim bölgeleri bulunmaktadır. Yüzük Savaşları sırasında sayıları oldukça az olan bu topluluk, genelde İnsanlardan ve Elflerden saklanarak, gözden uzakta yaşarlar. Gondor, bu bölgenin kıyı şeridinin güvenliğini sağlayıp yarımadanın en uç bölgelerine dek işaret kuleleri yerleştirse de Gondor halkı Andrast’a hiçbir zaman yerleşmemiştir.

Gondor’un güneydeki şehirleri yollarla birbirine bağlanmıştır. Güney Yolu Minas Tirith’ten başlayarak Lossarnach, Lebennin ve Pelargir’den geçer. Pelargir’den batıya doğru uzanan bir yol önce Linhir’e varır, ardından kuzeybatıya kıvrılarak Ethring ve Calembel’den geçer. Tarlang Boğazı adı verilen dar geçitten batıya doğru devam eden bu yol, Erech Tepesi’nde son bulur.

Anorien, Ak Dağlar’ın kuzeyindeki Gondor bölgesidir. Anorien’in sınırları doğuda Ulu Anduin, kuzeyde ise Entsuyu Ağzı’dır. Batıda, Mering Çayı Anorien’i Rohan’dan ayırır. Büyük Batı Yolu Anorien’den geçerek Minas Tirith’ten Rohan’a dek uzanır ve Isengard’ın batısında Kuzey-Güney Yolu ile birleşerek iki krallığı birbirine bağlar. 

Firien Ormanı Anorien bölgesi ile Rohan arasındaki sınırı oluşturur. Firien’in büyük bir kısmı Anorien sınırları içerisinde kalsa da, orman Rohan’ın hükümranlık alanı içerisinde kabul edilir. Halifirien tepesi Firien Ormanı’nın içindedir. Halifirien, Anorien boyunca doğu-batı yönünde sıralanmış Gondor’un İşaret Kuleleri’nin en batıda yer alan kulesidir. Bu kuleler, Gondor ile Rohan’ın ihtiyaç halinde birbirlerini yardıma çağırabilmesi için yerleştirilse de tarih boyunca yardım isteyen taraf büyük çoğunlukla Gondor olmuştur. Halifirien’in haricindeki kuleler batıdan doğuya Calenhad, Min-Rimmon, Ak Dağlar’ın eteğindeki Erelas, Nardol, Eilenach ve Druadan Ormanı’nda bulunan Amon Din’dir.

Anorien’in doğu bölgelerinde bulunan Druadan Ormanı, Vahşi İnsanların evidir. Druadan Ormanı ile Ak Dağlar arasında Taşarabası Vadisi uzanır. Druadan Ormanı’nın batısındaki taş ocağından çıkarılan taşlar, Minas Tirith’e Taşarabası Vadisi’nden geçen yoldan taşındığı için vadi bu ismi almıştır.

Minas Tirith, İkinci Çağ’ın 3320. yılında, Elendil’in oğlu Anarion tarafından Ak Dağlar’ın en doğu ucundaki Mindolluin Dağı’nın eteklerine inşa edilmiş yedi katlı ve oldukça büyük bir şehirdir. Şehrin inşa edildiği dönemlerdeki ilk ismi Minas Anor’dur ve kurulma amacı tepelerdeki yabani İnsanlara karşı bölgeyi korumaktır. Şehrin hemen dışında verimli topraklarıyla Pelennor Çayırları yer alır. Rammas Echor adı verilen sur, şehri ve Pelennor’u geniş bir daire şeklinde çevreler. Minas Tirith, Üçüncü Çağ’ın 1640. yılında Gondor’un başkenti olmuştur.

Osgiliath, Minas Tirith’in 25 kilometre kuzeydoğusundaki güzelliğiyle meşhur şehirdir. Aynı zamanda Gondor’un ilk başkentidir. Şehir, Ulu Nehir Anduin’in her iki yakasına inşa edilmiştir ve nehrin üzerindeki büyük köprü şehrin iki kısmını birbirine bağlar. Batı Osgiliath Anorien, Doğu Osgiliath ise Ithilien sınırları içerisinde yer alır.

Ithilien, Anduin ile Gölge Dağları arasında uzanan yeşillik bölgedir. Bölgenin sınırları kuzeyde Emyn Muil tepeleri, güneyde ise Poros Nehri’dir. Mordor’un Kara Kapısı’ndan başlayıp güneyin uzak diyarlarına kadar devam eden Harad Yolu, kilometreler boyunca Ithilien’den geçer. Ithilien, Gondor’un en doğusunda yer alır ve ülkenin Anduin’in doğusunda bulunan tek bölgesidir. Bölgede, Sam ve Frodo’nun Faramir’in misafiri olarak kaldığı Henneth Annûn benzeri pek çok sığınak bulunmaktadır.

Gölge Dağları’nın eteklerinde kurulmuş olan Minas Ithil, Minas Tirith’in kardeş şehridir. Nazgul Üçüncü Çağ’ın 2002. yılında şehri ele geçirdikten sonra Minas Morgul adıyla anılmaya başlamış ve Yüzük Tayfları’nın meskeni haline gelmiştir. Şehri Osgiliath’a bağlayan yola Morgul Yolu adı verilmiştir. Morgulduin Nehri, şehrin yakınlarındaki Morgul Vadisi’nden doğarak batıya doğru akar ve Anduin’e karışır. 

Cair Andros, Osgiliath’ın 70 kilometre kuzeyinde, Anduin’in üzerinde bulunan adadır. Osgiliath üzerindeki köprü ile birlikte, Anduin’i geçmek için en uygun nokta burasıdır. Bu nedenden dolayı Gondor topraklarının savunulması için hayati öneme sahiptir ve ada üzerinde sürekli bir garnizon bulundurulmaktadır. 

Gondor’un sınırları tarih boyunca değişkenlik göstermiştir. Kuzeyli İnsanların, üzerinde Rohan ülkesini kurduğu Calenardhon toprakları Üçüncü Çağ’ın 2510. yılına dek Gondor sınırları içinde yer almıştır. Poros Nehri ile Harnen Nehri arasındaki Güney Gondor bölgesi, tarih boyunca sürekli Gondor ile Harad arasında el değiştirmiştir. Ülkenin en parlak dönemini yaşadığı Kral I. Hyarmendacil saltanatında, Gondor’un toprakları güneyde Umbar’a, doğuda Rhun Denizi’ne, batıda ise Puslu Dağlar’a kadar uzanmıştır.


Numenor’un Yıkılışı ve Vefakarlar
Gondor’un hikayesi, Armağan Diyar Numenor ile birlikte başlar. İlk Çağ’ın sonundaki Öfke Savaşı’nın ardından Beleriand yerle bir olur. Valar, Orta Dünya ile Valinor arasında uzanan büyük deniz Belegaer’in ortasında Numenor adasını yükseltir ve kendisine sadık olan Edain’i bu adaya yerleştirir. 

Kutlu Earendil’in oğlu Elros’un hükümdarlığında Dunedain yani Batı’nın İnsanları, yıllar geçtikçe gelişerek daha bilge, daha becerikli ve daha kudretli hale gelir. Tüm zanaatların ötesinde gemi yapımı ve denizcilik konusunda çok ileri noktalara ulaşan Dunedain, Orta Dünya’nın en maharetli denizcilerini yetiştirir. Ancak Valar, ölümsüzlüğe tamah edip de kendilerine bahşedilenlere karşı nankörlük göstermesinler diye, Numenor kıyılarını göremeyecek kadar batıya yelken açmalarını onlara yasaklamıştır. Dunedain bu yasağın nedenini anlayamasa da şikayet etmeden Valar’ın emrine uyarlar.

Yıllar geçtikçe güçleri ve kibirleri artan Dunedain, ölümsüzlüğe karşı bir özlem duymaya başlar. Her ne kadar normal İnsan ömrünün katbekat fazlasına sahip olsalar da bununla yetinmeyen Numenor kralları önce gizliden gizliye ardından açıkça Valar’ın batıya yelken açma yasağına karşı söylenmeye başlar. Zamanla kibirleri ve hükmetme arzuları daha da yoğunlaşınca doğudaki Orta Dünya üzerine seferler düzenlemeye ve orada yaşayanlar üzerinde hakimiyet kurmaya başlarlar. Bu dönemde kralın ve kralın adamlarının yaptıklarını onaylamayan ve Valar’a hala sadık olan Dunedain’e Vefakarlar adı verilir. 

Bu dönemlerde Sauron Orta Dünya’daki Numenor kaleleri üzerine saldırılar düzenlemeye başlar ve kendisini İnsanların Kralı ilan eder. Numenorlulara karşı duyduğu nefret ve korku oldukça keskindir ve en büyük emeli bir şekilde Numenor’u yok etmektir. Bunu duyan Numenor’un yirmi dördüncü hükümdarı Ar-Pharazon, Sauron’u mağlup ederek Numenor’un gücünü kanıtlamak ve İnsanların Kralı ünvanının sadece kendisine ait olabileceğini göstermek amacıyla büyük bir ordu toplar ve Orta Dünya’ya yelken açar. Umbar’da karaya çıkan Dunedain ordusu yedi gün boyunca kuzeye ilerler ve Ar-Pharazon en nihayetinde haberciler göndererek Sauron’un huzuruna gelmesini emreder. Batı’nın İnsanlarının kudretinin hayallerinin de ötesinde olduğunu gören Sauron, sahip olduğu Tek Yüzük’e rağmen savaşmayı aklından bile geçirmez ve Ar-Pharazon’a sadakat yemini eder. Düşmanını gözetim altında tutmak isteyen Ar-Pharazon, onu Numenor’a esir olarak götürür ve bu olay, Numenor’un sonunun başlangıcı olur.

Sauron, Numenor’da oldukça kurnaz ve bilge bir tavır takınır ve zamanla Kral Ar-Pharazon’un gözünde yükselerek tavsiyeleri ve fısıltılarıyla kralın aklını zehirlemeye başlar. Sauron’un telkinleriyle Melkor’a tapınmaya başlayan, Valar’a karşı olan sadakatini tamamen kaybeden ve Ölümsüz Topraklar’ı fethederek ölümden kaçabileceği düşüncesine kapılan Ar-Pharazon, yüzlerce gemiden oluşan büyük donanmasıyla Batı’ya yelken açar, Vefakarlar adı verilen grup ise kralın emrine karşı çıkarak Numenor’da kalır.

39 günlük yolculuğun ardından Numenor donanması Aman sahillerine varır ve Ar-Pharazon karaya çıkarak ordusuna saldırı emri verir. Bunun üzerine Manwe, Iluvatar’dan yardım ister ve Eru’nun kudretiyle Numenor ile Ölümsüz Topraklar arasında büyük bir yarık açılır. Numenor; tüm o güzelliği, kudreti, orduları ve donanmasıyla denizin derinliklerine gömülür. Geride kalan Vefakarlar canlarını zor kurtarır ve Batı’dan gelen fırtına, gemilerini uzaklara sürükler.

Gondor Tarihi
Numenor’un Yıkılışı’ndan kaçmayı başaran Vefakarlar’ın lideri Elendil Orta Dünya’nın kuzeyinde, oğulları Isildur ve Anarion ise güneyinde karaya çıkar. Böylece İkinci Çağ’ın 3320. yılında Dunedain’in Kuzey Krallığı Arnor ile Güney Krallığı Gondor kurulur. Elendil her iki krallığın Yüce Kralı ünvanını alır ve Arnor’a yerleşir. Oğulları Isildur ve Anarion Gondor’u birlikte yönetmeye başlar. 

Dunedain, Gondor’un kurulduğu topraklara tamamiyle yabancı değildir. Yıllar önce ataları, Numenor’dan yelken açarak bu bölgede karaya çıkmış ve yaklaşık 1000 yıl önce Anduin deltasındaki liman şehri Pelargir’i inşa etmişlerdir. Bu dönemde bir kısım Numenorlu buraya yerleşmiş ve soyları yerel halkla karışmıştır. Isildur ve Anarion Gondor topraklarına vardığında, bu insanların soyundan gelenlerin hoşgörüsü ve iyi niyetiyle karşılanırlar.

Isildur Anduin’in doğusunda Ay Kulesi Minas Ithil’i yükseltirken, Anarion nehrin batısında Güneş Kulesi Minas Anor’u inşa eder. Ülkenin başkenti Osgiliath ise Ulu Nehir’in her iki yakasına kurulur ve buradaki taht salonunda kardeşlerin tahtları yan yana yerleştirilir. Isildur, Numenor’dan getirdiği Ak Ağaç’ı, Valinor’un ışığının bir anıtı olarak Minas Ithil’e diker.

Aralarında fersahlarca uzaklık bulunan Gondor ile Arnor arasındaki haberleşme, Gören Taşlar Palantiri aracılığıyla sağlanır. Feanor’un ustalığının eseri olan bu Taşlar, çok uzaklardaki toprakları gözetlemek için kullanılabilmekte ve Taşları kullananlar birbirleriyle görsel yoldan haberleşebilmektedir. Numenor’dan getirilen yedi Palantir’in dördünü Gondor, diğer üçünü ise Arnor alır. Güney Krallığındaki dört Taş; Osgiliath, Minas Ithil, Minas Anor ve Isengard’a yerleştirilir. Osgiliath’taki Palantir diğer Taşlar’da görülenleri gösterme gücüne sahiptir ve Yedi Taş’ın en önemlisidir.

Gondor, batı sınırlarını gözetim altında tutmak için Ak Dağlar ile Puslu Dağlar arasındaki Geçit’in (Üçüncü Çağ’daki ismiyle Rohan Geçidi) kuzey ucuna Angrenost kalesini (Üçüncü Çağ’daki ismiyle Isengard), güney ucuna ise Aglarond kalesini (Üçüncü Çağ’daki ismiyle Miğfer Dibi) inşa eder. Isengard sarp kayalardan oluşan bir çemberdir; çemberin içinde bir vadi, vadinin tam ortasında da Orthanc adında taş bir kule vardır. Aglarond ise Thrihyrne adı verilen üç zirveli bir dağın kolları arasındaki bir vadide inşa edilmiştir.

Dunedain tüm bu işlerle meşgulken Sauron da ruhunu okyanusun derinliklerinden kurtarıp Mordor’a ve güçlü kalesi Bara-dur’a geri dönmüştür. Numenor Sürgünleri krallıklarını inşa ederken büyük bir ordu toplayan Sauron, İkinci Çağ’ın 3429. yılında sürpriz bir saldırı düzenleyerek Minas Ithil’i ele geçirir ve buradaki Ak Ağaç’ı keser. Ancak Isildur kaçmayı ve Ak Ağaç’ın bir fidesini de yanında götürmeyi başarır ve Düşman’ın geri dönüşünü Elendil’e haber vermek için Anduin ağzından kuzeye doğru yelken açar. Gondor’u müdafaa etmek için geride kalan Anarion ise Osgiliath’ı elinde tutmayı ve Sauron’un kuvvetlerini Mordor’a geri püskürtmeyi başarır; ama yeterli sayıda adamı olmadığı için düşmanı tamamen mağlup edemez.

Sauron’un Orta Dünya’ya geri döndüğünü öğrenen Elendil, Lindon’daki Noldorin’in kralı Gil-galad ile bir ittifak kurar ve tüm kuvvetleriyle birlikte İkinci Çağ’ın 3434. yılında düşmanın üzerine yürür. Elfler ile İnsanların başını çektiği Son İttifak ordusu, Sauron’un kuvvetleri ile Dagorlad’da karşı karşıya gelir. O gün, Elfler hariç yaşayan tüm soylar ikiye ayrılarak birbiriyle savaşır. O günlerde Elflerin kudreti hala büyüktür ve kuvvetli, uzun boylu Numenorluların öfkeleri korkunçtur. Düşman, Gil-galad’ın mızrağı Aeglos ve Uzun Elendil’in kılıcı Narsil’in karşısında duramaz ve zafer Son İttifak ordularının olur.

Gil-galad ve Elendil Mordor’un içlerine kadar ilerleyerek Sauron’un kalesini kuşatırlar ve yedi yıl sürecek olan Barad-dur kuşatması başlar. Mordor orduları sayısız defa kuşatmayı yarmak için saldırılar düzenler, kaleden fırlatılan ok ve ateşler Son İttifak ordusunda çok sayıda kayba sebebiyet verir. Kuşatmanın 6. yılında Anarion, Barad-dur’dan atılan büyük bir taşın başına isabet etmesi sonucu hayatını kaybeder. Yedi yılın sonunda kuşatma öylesine daralır ki Sauron en nihayetinde kulesinden inip Elendil ve Gil-galad’la bizzat savaşır. Dövüşün sonunda Sauron her ikisini de katleder ama Elendil ve Gil-galad düşmeden önce Sauron’u da alt etmeyi başarırlar. Isildur, Elendil’in altında kalıp kırılan Narsil’i kullanarak Tek Yüzük’ü Sauron’un elinden keser. Sauron’un karanlık ruhu bedenini terk ederek uzaklara kaçar. Bu olay, İkinci Çağ’ın sonu ve Üçüncü Çağ’ın başlangıcı kabul edilir.

Düşman ordularının bozguna uğratılmasının ardından, Ayrıkvadi Lordu Elrond ve Gemiyapımcısı Cirdan, Isildur’a Yüzük’ü Hüküm Dağı’nın ateşlerine atarak yok etmesini öğütlerler. Bedeni kırılan ve ruhu Doğu’nun uzak topraklarında amaçsızca dolaşan Sauron’un kudretinin büyük kısmı hala Yüzük’ün içindedir ve düşmanın ebediyen mağlup edilebilmesi Yüzük’ün de yok edilmesine bağlıdır. Ancak Yüzük’ün karanlık gücü, Isildur’un aklını çelerek gerçeği görmesine engel olur ve Isildur, Yüzük’ü babasının ve kardeşinin ölümlerinin diyeti olarak kendisine saklar. Böylece; Sauron’un tekrar güçlenip, Orta Dünya’nın özgür halklarını tehdit etme ihtimalini ortadan tamamen kaldırma fırsatı kullanılamamış olur.

Düşmanın alt edilmesinin ardından Isildur Minas Anor’a gelir ve Minas Ithil’den kaçarken kurtardığı Ak Ağaç’ın fidesini, kardeşi Anarion’un anısına buraya diker. Minas Anor’da bir yıl kalan Isildur, bu süre içerisinde Anarion’un oğlu Meneldil’i krallık için eğitir. Meneldil ile birlikte Güney Krallığını boydan boya dolaşan Isildur, Gondor topraklarının tam ortasında kalan Eilenaer tepesine bir mezar tümseği inşa eder ve babası Elendil'den geriye kalanları bu tümseğe gömer. Meneldil'e ise kralların varisleri ile birlikte bu kutsal yeri zaman zaman ziyaret etmelerini öğütler. Elendil'in mezarının yeri sadece Isildur'un soyundan gelen krallar ve onların varisleri tarafından bilinir. Kralların bu mezarı tek başlarına veya varisleriyle birlikte ziyarete gelmelerine Isildur'un Geleneği adı verilir.

Bu yıllarda Gondor, habis yaratıkların hala gizlice dolaştığı Mordor topraklarını gözetleyebilmek için Karanlık Ülke’nin sınırlarına bir dizi kale inşa eder. Bunların en bilinenleri; Kara Kapı’nın her iki yanındaki Diş Kuleleri ve Gölge Dağları’ndaki Cirith Ungol geçidini gözlem altında tutmak için inşa edilen Cirith Ungol kulesidir.

Isildur’un niyeti, babasının ardından Gondor ve Arnor’un Yüce Kralı ünvanını alarak kuzeyde hüküm sürmektir. Bu amaçla Gondor’dan kuzeye doğru yola çıkan Isildur, Kuyutorman ile Anduin arasındaki Ferah Çayırlar bölgesinde Ork birlikleri tarafından pusuya düşürülür. Bu saldırıda, Isildur’un üç büyük oğlu Elendur, Aratan ve Ciryon da dahil olmak üzere Isildur ile yola çıkanların neredeyse tamamı katledilir. Isildur, dövüşün karmaşası içinde Tek Yüzük’ü parmağına geçirerek görünmez olmayı ve savaş alanından kaçmayı başarır ancak Orklar onun kokusunu ve ayak izlerini Ulu Nehir’e dek takip ederler. Isildur suya girdiğinde, Yüzük ona ihanet eder ve parmağından kayarak nehrin derin sularında kaybolur. Yüzük’ün gitmesiyle tekrar görünür olan Isildur, Ork oklarının hedefi olarak katledilir.

Ferah Çayırlar Felaketi’nden sonra Isildur’un kafilesinden yalnızca üç kişi hayatta kalmayı başarır. Bunlardan biri, Isildur’un Narsil’in parçalarını emanet ettiği silahtarı Ohtar’dır. Orkların saldırıya başlamasıyla birlikte Isildur’un emriyle gizlenen Ohtar, uzun yürüyüşlerin ardından Ayrıkvadi’ye gelir ve kendisine emanet edilen eşyaları Isildur’un en küçük oğlu ve yaşayan tek varisi Valandil’e teslim eder. Valandil, henüz 13 yaşında olduğundan Gondor tahtı üzerinde herhangi bir hak iddia etmez ve Ayrıkvadi Lordu Elrond tarafından 8 yıl boyunca eğitildikten sonra Arnor krallığının başına geçer. Bu tarihten sonra Arnor’u Valandil’in soyundan gelenler, Gondor’u ise Meneldil’in soyundan gelenler yönetmeye başlar.

Meneldil, Üçüncü Çağ’ın 158. yılındaki ölümüne dek barış içinde Gondor’u yönetir. Onun ardından krallığa hükmeden Cemendur, Earendil ve Anardil döneminde kayda değer herhangi bir olay yaşanmaz. 411 yılında tahta geçen 7. kral Ostoher, 420 yılında Minas Anor’u yeniden inşa ederek daha büyük bir yer haline getirir. Bu tarihten sonra Gondor Krallarının yaz mevsimlerini bu şehirde geçirmesi bir gelenek halini alır.

490 yılında Gondor, doğudan gelen Rhun halkının saldırısına uğrar. Bu tarihte oldukça yaşlı olan Ostoher, Gondor ordularını komuta etme görevini oğlu Tarostar’a verir. 492 yılında ölen babası Ostoher’in ardından kral olan Tarostar, 10 yıl süren zorlu çarpışmaların ardından 500 yılında Doğudöllerini mağlup eder ve Numenorlu İnsanların dili Adûnaic’te “Doğu’nun Fatihi” anlamına gelen Romendacil ünvanını alır.

I. Romendacil, Gondor’da bir Vekilharç atayan ilk kraldır. Vekilharç’ın en önemli görevi, Kral savaşa gittiğinde Gondor’da kalıp ülkeyi yönetmektir. I. Romendacil aynı zamanda, Kral’ın beklenmedik bir zamanda ölmesi ihtimaline karşılık Kral’ın varisinin faydalanması için önceden yazılmış yazılı talimatlar bırakma geleneğinin de öncüsüdür. Bu talimatlar genel olarak kralın nasihatlerini, sırlarını, ülke yönetiminde dikkat edilmesi gereken hususları ve Isildur'un Geleneği'nin önemini içermektedir.

Üçüncü Çağ’ın 541. yılında Doğudölleri, Gondor toprakları üzerine bir saldırı daha gerçekleştirir. Saldırıyı karşılamak üzere ordusunu kumanda eden Kral I. Romendacil bu savaşta öldürülür. Yerine geçen oğlu Turambar düşmanı yenilgiye uğratmakla kalmaz, aynı zamanda Rhun bölgesinin bir kısmını da Gondor topaklarına katarak babasının intikamını alır.

Turambar ve onun arkasından gelen kral I. Atanatar döneminde Gondor ikinci barış dönemini yaşar. I. Atanatar'ın ardından Kral olan Siriondil döneminde, Siriondil'in büyük oğlu ve varisi Tarannon, Gondor’un sınırlarını Belfalas kıyılarına ve Anduin Ağzı’nın güneyine dek genişletir. Bu yüzden 830 yılında tahta geçtiğinde, “ Kıyıların Efendisi ” anlamına gelen Falastur adını alır. Tarannon Falastur, Gondor'un Gemi Krallarının ilkidir. Gemi Kralları, büyük donanmalar inşa ederek Gondor’un denizlerde korkulan bir güç olmasını sağlayan Tarannon ve ardından gelen üç Gondor kralına verilen genel bir isimdir.

Tarannon, denize duyduğu sevgiden dolayı Pelargir’in güneyinde, Anduin kıyılarında bir ev inşa ettirir ve krallığı döneminde burada yaşar. Kral ile arasında hiçbir sevgi bağı bulunmayan ve denizden nefret eden Kraliçe Beruthiel, Pelargir’e gitmeyi reddederek başkent Osgiliath’ta kalır. Beruthiel, Kara Numenorluların soyundan gelmektedir ve Osgiliath halkının arasında gezinip onlar hakkında casusluk yapan, dokuzu siyah ve biri beyaz olmak üzere on kedisi vardır. Mahremiyetleri hiçe sayılan ve tüm sırlarının Kraliçe'nin kulağına gitmesine öfkelenen Osgiliathlılar, Beruthiel'i Kral Tarannon’a şikayet eder. Tarannon’un en nihayetinde kraliçeyi, yanında sadece kedileri olacak şekilde bir gemiye bindirip uzaklara yolladığı söylenir.

Tarannon ile Beruthiel’in hiçbir zaman çocukları olmamıştır. Bu yüzden Kıyıların Efendisi, kendi varisine sahip olmayan ilk Gondor Kralı’dır. Onun 913 yılındaki ölümünün ardından, Gondor tahtına Tarannon’un kardeşi Tarciryan’ın oğlu Earnil geçer.

Gondor’un 13. kralı I. Earnil, Gemi Kralları’nın ikincisidir. Tahta geçtiğinde Gondor donanmasındaki gemilerin sayısını artırır ve güneydeki liman şehri Pelargir’in onarılmasını sağlar. Earnil 933 yılında Harad bölgesinin güneyindeki büyük liman şehri Umbar’a bir sefer düzenler ve burayı ele geçirir. Umbar halkı, genel olarak Haradrim ile Kara Numenorluların kırmalarından oluşan ve Gondor’a düşmanlık besleyen İnsanlardan oluşmaktadır. Umbar gemilerinin Harad kıyılarında Gondor donanmasına sürekli kayıplar verdirmesi, Earnil’i bu seferi düzenlemeye iten en büyük sebeptir.

Umbar’ı fetheden I. Earnil, 936 yılında Harad kıyılarında yakalandığı bir fırtınada hayatını kaybeder. Oğlu Ciryandil krallığının büyük bölümünü, Umbar’ı geri almak için uğraşan Haradrim ve Kara Numenorlular’a karşı limanı müdafaa ederek geçirir. Ancak 1015 yılında gerçekleştirilen bir saldırıda hayatını kaybeder ve yerine oğlu Ciryaher geçer. Ciryaher, 35 yıl boyunca kuşatma altında kalan Umbar’ı elinde tutmayı başarır ve bu süre içerisinde Gondor’un ordularını tepeden tırnağa düzenler. Yeterli güce ulaştığı 1050 yılında ise saldırıya geçerek düşmanlarını ağır bir yenilgiye uğratır ve bu zaferin ardından Adunaic’te “Güney Fatihi“ anlamına gelen Hyarmendacil ünvanını alır.

Aynı dönemlerde, Sauron’un ruhu doğudan geri döner. Eski gücünün oldukça zayıf bir gölgesine sahip olsa da gizlice Büyük Yeşilorman’a girmeyi ve ormanın güneyindeki Amon Lanc tepesi üzerinde Dol Guldur kalesini yükseltmeyi başarır. Böylece ormanın üzerine karanlık bir gölge çöker ama o dönemlerde hiç kimse, Dol Guldur’daki kötülüğün Sauron’un ta kendisinden kaynaklandığının farkına varmaz.

Gondor, 134 yıllık I. Hyarmendacil döneminde gücünün doruklarına ulaşır. Güneyde, Umbar Limanı ve Harnen Nehri’ne dek uzanan bölge ele geçirilir. Haradrim lordları Gondor Kralı önünde diz çöker ve oğullarını, bağlılıklarının teminatı olarak Gondor’a rehine olarak göndermek zorunda kalırlar. Doğudaki sınırlar Rhun Denizi’ne dek genişler. Kuyutorman’ın güney ucu ve Celebrant Çayırları bu dönemde Gondor'un kuzey sınırını oluşturur. Puslu Dağlar ile Kuyutorman arasındaki Anduin Vadileri’nde yaşayan İnsanlar, Gondor egemenliğini kabul eder. Batıda ise Gondor toprakları Puslu Dağlar’ın ötesine, Arnor’un hemen güneyindeki Enedwaith bölgesine dek uzanır. Ancak Gondor halkı Enedwaith’a hiçbir zaman yerleşmez ve burası Gondor ile Arnor arasındaki sınır bölge olarak kalır.

Kral I. Hyarmendacil 1149 yılında ölür ve oğlu II. Atanatar onun ardından tahta geçer. Atanatar kendisine Alcarin, yani “Şanlı” ismini seçse de, bu şan başardığı işlerden değil, yönettiği dönemde Gondor’un zenginliği ve ihtişamından ileri gelmektedir. Öyle ki, bu dönemde mücevherler Gondorlu çocukların oyun oynamak için kullandığı çakıl taşlarından farksızdır. Ülkenin gücünü artırmak veya devam ettirmek konusunda herhangi bir çaba harcamayan Atanatar Alcarin döneminde, Gondor gerilemeye ve savunması ile açıkgözlülüğü zayıflamaya başlar.

II. Atanatar’ın ardından 1226 yılında Kral olan oğlu I. Narmacil’in de babasından bir farkı yoktur. 14 yıl boyunca hüküm sürdükten sonra, kral olmanın üzerine yüklediği vazifelerden usanan Narmacil, tüm yetkilerini yeğeni Minalcar’a devrederek onu Kral Naibi ilan eder. 

Minalcar, amcası Narmacil ve dedesi Atanatar Alcarin’in aksine güçlü bir liderdir. Doğudölleri ile yapılacak muhtemel bir savaşta Gondor’un müttefiklere sahip olmasının büyük önemi olacağını düşünen Minalcar, Rhovanion’da yaşayan Kuzeyli İnsanlar ile Gondor arasındaki bağları güçlendirir. Ama Kuzeyli İnsanların bir kısmının Doğudölleri ile ittifak kurduğunu öğrenen Minalcar, bu ittifakı güçlenmeden bozmak ister ve 1248 yılında Doğudöllerinin üzerine yürüyerek onları bozguna uğratır.

Bu zaferin ardından Minalcar, daha önce atası Tarostar’ın yaptığı gibi Romendacil ünvanını alır. Kral Naibi Romendacil, Anduin’in Emyn Muil ile Kireçışığı arasında kalan batı kıyısına belirli aralıklarla kaleler inşa ettirir. Yine bu dönemde, Isildur ve Anarion’un Gondor’un kuzey sınırını belirleyen ihtişamlı heykelleri, yani Argonath Sütunları, Emyn Muil’in iki yakasına dikilir.

Kuzeylilerle ittifak kuran Romendacil, bu halkın bir kısmını hizmetine alarak Gondor’a getirir ve 1250 yılında oğlu Valacar’ı Kuzeylilerin Kralı Vidugavia’nın yanına elçi olarak yollar. Valacar, Rhovanion’da kaldığı süre içinde Kuzeylilerin kültürünü oldukça benimser. Aynı zamanda Kral Vidugavia’nın kızı Vidumavi’ye aşık olur ve Kuzeyli prensesle evlenmek istediğini babasına iletir. Romendacil, Gondor ile Kuzeyli İnsanlar arasındaki ilişkiyi tehlikeye atmamak adına bu evliliğe izin verir. 1255 yılında Valacar ile Vidumavi’nin bir oğulları olur ve bu çocuğa Kuzeyli dilinde Vinitharya, Gondor dilinde ise Eldacar adı verilir.

Romendacil, 1260 yılında oğlu Eldacar’ı ülkenin yönetiminde daha aktif bir rol alması için Gondor’a geri çağırır. Kocası ve oğlu ile güneye gelen Vidumavi burada hoş karşılanır ve Gondor’un dilini ve kültürünü öğrenerek kendisine Galadwen ismini seçer.

1294 yılında, Romendacil’in amcası Kral I. Narmacil ölür ve bir varisi olmadığından, Romendacil’in babası olan kardeşi Calmacil onun ardından tahta geçer. Ancak Calmacil de Gondor’a hükmetmek konusunda isteksizdir. Bu yüzden Romendacil, Naip ünvanıyla ülkeyi yönetmeye devam eder ve babasının 1304’teki ölümünün ardından II. Romendacil ismiyle Kral olur.

Valacar’ın karısı Vidumavi 1344 yılında hayata veda eder. Vidumavi Kuzeyli bir İnsan olarak uzun bir ömür yaşasa da Dunedain’in ortalama yaşam süresi ile kıyaslandığında bu pek de uzun değildir. Onun ölümünün ardından Gondorlular, Valacar’ın Numenor soyundan gelmeyen biriyle evlenmekle hata yaptığı konusunda söylenmeye başlar. Aynı zamanda Romendacil’in, hizmetindeki Kuzeylilere gösterdiği ilgiden rahatsızlardır. Bu hoşnutsuzluk Romendacil döneminde herhangi bir sorun yaratmaz ancak II. Romendacil 1366 yılında ölüp de oğlu Valacar tahta geçtiğinde, Valacar'ın safkan bir varise sahip olmadığı, bu yüzden Eldacar'ın kral olamayacağı fikri yayılmaya başlar. Bu görüş özellikle Gondor’un güney bölgelerinde gitgide yayılır ve Valacar’ın hükümdarlığının son yıllarında apaçık bir isyana dönüşür. Valacar 1432 yılında ölünce Eldacar tahta geçer ve Akraba Çekişmesi adı verilen iç savaş başlar.

Eldacar’ı tahttan indirmeyi amaçlayan asilerin lideri Castamir’dir. Castamir, Kral II. Romendacil’in kardeşinin torunu olduğundan Gondor tahtı üzerine hak idda etmektedir. Aynı zamanda isyandan önce Gondor donanmasının kaptanıdır, bu yüzden kendisini izleyenlerin pek çoğu Pelargir ve Umbar gibi Gondor’un kıyı bölgelerindendir. Eldacar’ın destekçileri ise Kuzeyli İnsanlar ve Gondor’un kuzey bölgelerinin halkından oluşmaktadır.

Pelargir'den yola çıkan Castamir’in ordusu, Eldacar’ın güçlerini Osgiliath’ta kuşatır. Eldacar ve beraberindekiler uzun süre dirense de, şehir 1437 yılında Castamir’in kuvvetleri tarafından ele geçirilir. Asiler şehri yakıp yıkar ve eşsiz güzellikteki Yıldızların Kubbesi yerle bir edilir. Burada bulunan Palantir de, kulenin yıkıntılarıyla birlikte Anduin’in sularında sonsuza dek kaybolur. Eldacar’ın en büyük oğlu Ornendil’in de aralarında bulunduğu pek çok kişi katledilir ve Eldacar, yanında kalan az sayıda insanla beraber Rhovanion’a kaçar.

Böylece Castamir tahtı gasp eder ve Gondor’a hükmetmeye başlar. Ülkenin başkentini Pelargir’e taşır ve hüküm süresi boyunca Gondor’un denize kıyısı olmayan bölgeleri ile ilgilenmezken donanmanın güçlendirilmesine büyük önem verir. Castamir’in Osgiliath’ı ele geçirdikten sonra şehri savunanlara oldukça acımasızca davranması ve krallığı dönemindeki gaddarlığı, Gondor’un kuzey halkının ondan gitgide daha da nefret etmesine sebep olur.

Rhovanion’da yaralarını saran ve yeniden ordu toplayan Eldacar, 1447 yılında Kuzeyli İnsanlardan ve Calenardhon, Anorien ve Ithilienli Gondorlulardan oluşan ordusuyla tahtı geri almak için Gondor’a doğru yürür. Eldacar’ın gelişini haber alan Castamir, ordusuyla beraber kuzeye doğru yola çıkar ve iki ordu Erui Geçitleri Muharebesi’nde karşı karşıya gelir. Eldacar bu savaşta Castamir’i bizzat katleder ve Gondor tahtını geri alır.

Savaşın ardından hayatta kalanlarla birlikte Pelargir’e kaçan Castamir’in oğulları, 1448’de Umbar’a yelken açar. Umbar’da bir krallık kuran asilerin soyu zamanla Haradrim ile birbirine karışır ve bölge Gondor’un düşmanlarının üssü haline gelir. Umbar Korsanları bu dönemde ortaya çıkar ve Korsanlar sık sık Gondor’un kıyı bölgelerini yağmalayıp gemilere zarar vermek için denize açılır. Harnen Nehri’nin kuzeyinde uzanan ve Güney Gondor olarak anılan topraklar, Gondor’un kontrolünden çıkar ve Korsanların eline geçer. Yine bu dönemde Gondor, diğer Harad krallıkları üzerindeki hakimiyetini kaybeder.

Kral Eldacar 1490 yılında ölür ve oğlu Aldamir onun ardından tahta geçer. Aldamir’in hüküm süresi boyunca Gondor, güneydeki Umbar Korsanları ile sürekli savaş halinde olur. 1540 yılında, yine bu savaşlardan birinde Kral Aldamir öldürülür ve oğlu Vinyarion Gondor Kralı olur. Vinyarion, 1551 yılında Umbar Korsanları ve Haradrim’e karşı büyük bir zafer elde eder ve II. Hyarmendacil ismini alır.

II. Hyarmendacil’in ardından 1621 yılında oğlu Minardil tahta geçer. Kral Minardil, babasının zaferinden sonra güneydeki düşmanlarının uzun süre Gondor’a karşı bir tehdit oluşturamayacağını düşünmektedir. Minardil 1634 yılında Pelargir’i ziyaret ettiği sırada, Castamir’in soyundan gelen iki isim, Angamaite ve Sangahyondo, casusları aracılığıyla kralın şehirde olduğunu öğrenir ve Pelargir’e ani bir saldırı düzenler. Hazırlıksız yakalanan Minardil bu saldırıda katledilir ve Pelargir yağmalanır. Minardil'in ölümünün ardından oğlu Telemnar Gondor tahtına geçer.

1636 yılında, Doğu’dan amansız bir salgın hastalık yayılmaya başlar. Kara Veba adı verilen bu hastalık, büyük olasılıkla Sauron’un düşmanlarına darbe vurmak için tasarladığı zalim bir planın ürünüdür. Veba Orta Dünya’nın tüm bölgelerine yayılır ve binlerce İnsanın hayatını kaybetmesine neden olur. Hastalık özellikle Gondor’u kırıp geçer. Kral Telemnar ve tüm çocukları da dahil olmak üzere çok sayıda Gondorlu, Kara Veba sırasında hayatını kaybeder. Telemnar’ın ölümünün ardından yeğeni Tarondor Gondor tahtına oturur.

Kara Veba sırasında Gondor‘un Vekilharç’ı Emyn Arnenli Hurin’dir. Kral Minardil tarafından bu göreve atanan Hurin, salgın hastalık sırasında ülkeyi yönetir ve Veba’nın mümkün olan en az kayıpla atlatılması için oldukça sıkı çalışır. O dönemden sonra, Vekilharçların Hurin’in soyundan gelenlerin arasından seçilmesi bir gelenek halini alır. 

Kral Tarondor 1640 yılında Gondor’un başkentini, Kara Veba sırasında büyük oranda terk edilen Osgiliath’tan Minas Anor’a taşır. Veba sırasında ölen Ak Ağaç’ın yerine yeni bir fidesi dikilir. Kral, hüküm süresinin büyük kısmında Veba’nın yol açtığı kayıpları telafi etmeye çalışır. Selefinin zamansız ölümü nedeniyle, Dunedain’in yaşam süresine göre genç yaşta tahta geçen Tarondor, 162 yıl boyunca ülkeyi yönetir ve Gondor tarihinin en uzun süre tahtta kalan Kral’ı olur. Bu dönemde Gondor nüfusu önemli ölçüde azaldığından, Mordor sınırını gözetleme görevi ihmal edilir, bir süre sonra da tamamen bırakılır.

Tarondor’un ölümünden sonra oğlu Telumehtar 1798 yılında tahta geçer. Bu dönemde Korsanlar, Gondor kıyılarına düzenledikleri seferlerde daha da cüretkar davranmaya başlar ve yağmaları batıda Anfalas’a dek uzanır. Bunun üzerine Telumehtar, Umbar’a sefer düzenler ve şehri ele geçirir. Ancak hüküm yıllarının geri kalanında Umbar, Gondor ile Korsanlar arasında sürekli el değiştirir ve burada huzur tam olarak sağlanamaz. 1850 yılında ölen Telumehtar’ın ardından II. Narmacil Kral olur. 

1851 yılında Gondor’un düşmanlarına bir yenisi daha eklenir. Yük arabalarıyla yolculuk yapan ve savaşta da atlı arabalar kullanan bu Doğulu İnsan topluluğuna Arabasürücüleri adı verilir. Sauron’un elçilerinin kışkırtmalarıyla Rhun Denizi’nin ötesinden batıya gelen Arabasürücüleri, Kuzeyli İnsanların yaşadığı Rhovanion topraklarına girer. Veba yüzünden sayıları ve gücü azalan Kuzeyliler, yurtlarını bu yeni düşmana karşı savunamaz.

Kral II. Narmacil, 1856 yılında Arabasürücüleri tehdidini bertaraf etmek için ordusunun başında yola çıkar. Marhari önderliğindeki bir grup Kuzeyli de Anduin’in batısında bu orduyla güçlerini birleştirir. Arabasürücüleri ile Gondor ordusu, Kuyutorman’ın güneyinde karşı karşıya gelir. Düzlükler Savaşı adı verilen bu savaşın sonunda II. Narmacil katledilir ve Gondor ordusu geri çekilmek zorunda kalır. Kuzeyliler, Gondorluların çekilmesine yardımcı olmak için düşmana saldırır ve Marhari öldürülür. Gondor, savaşın ardından Ithilien hariç Anduin’in doğusundaki tüm topraklarını terk etmeye mecbur kalır.

Savaşı kazanmasına rağmen büyük kayıplar veren Arabasürücüleri, Gondor’u istila etme planlarını daha sonraya bırakarak Rhovanion’u tamamen ele geçirmeye odaklanır. Böylece Kuzeylilerin büyük kısmı öldürülür ya da esir alınır. Marhari’nin oğlu Marhwini önderliğindeki bir grup ise kuzeye, Anduin Vadilerine kaçmayı başarır ve bu topluluk zamanla Eotheod ismini alır.

II. Narmacil’in öldürülmesiyle oğlu Calimehtar Kral olur. Marhwini’den, Arabasürücülerinin Anduin’i geçerek Calenardhon’u ele geçirmek için hazırlık yaptığını ve Düzlükler Savaşı’nda Doğuluların ele geçirdiği bölgelerde yaşayan Kuzeyli İnsanların isyan etmek üzere olduklarını öğrenen Calimehtar, 1899 yılında ordusuyla beraber kuzeye doğru yola çıkar. Gondor ordusu ile Arabasürücüleri, Son İttifak Ordusu’nun Sauron’un güçlerini mağlup ettiği Dagorlad ovasında karşı karşıya gelir. Savaş dengede giderken Marhwini önderliğindeki Kuzeyliler savaş alanına gelir ve Arabasürücülerine arkadan saldırır. İki ordu arasında kalan Doğulular kısa sürede bozguna uğrar ve savaş alanından kaçar.

Kral Calimehtar zaferin ardından Gondor’a geri döner ve 1900 yılında Minas Anor şehrine Ak Kule’yi inşa ettirir. O tarihten sonra da şehirdeki Palantir bu kulede saklanır. Calimehtar 1936 yılında ölür ve oğlu Ondoher tahta geçer.

Gondor, Isildur’un ölümünden sonraki yaklaşık 2000 yıllık süreçte oldukça ihtişamlı dönemler yaşasa da, Dunedain’in Kuzey Krallığı Arnor’un görkemi hiçbir zaman güneydeki kardeşiyle boy ölçüşememiştir. 861 yılında üç farklı krallığa ayrılan Arnor; 1300’lü yılların başından itibaren sürekli Angmar tarafından saldırıya uğrayarak zayıflatılmış, 1636 yılında Kara Veba yüzünden nüfusu önemli ölçüde azalmış ve zamanla bu üç krallıktan sadece Arthedain ayakta kalabilmiştir.

İki ülke arasında Palantiri aracılığıyla haberleşme her zaman sağlansa da, birbirlerine danışarak ortak karar alma geleneği uzun süre önce terkedilmiştir. Kral Ondoher ve Arthedain Kralı Araphant döneminde ise bu gelenek yeniden canlanır. Ondoher, Kuzey Krallığı ile ilişkileri güçlendirmek adına kızı Firiel’i, Araphant’ın oğlu Arvedui ile evlendirir. İki kral; ülkelerini tehdit eden düşmanın ortak olduğu konusunda hemfikir olsalar da, bu düşmanın Sauron’un ta kendisi olduğundan habersizlerdir.

Dagorlad’da ağır bir yenilgiye uğrayan Arabasürücüleri, Gondor’dan intikam almak için tekrar savaş hazırlığı yapmaya başlar. Rhovanion’daki bu hareketliliği fark eden Eotheod lideri, Marhwini’nin oğlu Forthwini, Ondoher’i Arabasürücüleri’nin planlarına karşı uyarır. Gondor’un hem kuzeyden hem de güneyden saldırıya uğrama ihtimalinden endişe eden Ondoher, güçlerini Kuzey Ordusu ve Güney Ordusu olarak ikiye ayırır. Ondoher’in bu öngörüsü oldukça yerindedir, zira Arabasürücüleri gerçekten de güneydeki Harad ve Khand krallıklarıyla ittifak kurmuştur. Böylece Gondor, 1944 yılında her iki cepheden de saldırıya uğrar.

Güney Ordusu, Earnil adındaki komutanın emrindedir. Düşmanın kuzeye doğru yola çıktığını haber alan Earnil, Pelargir’de bulunan kuvvetinin yarısıyla birlikte Ulu Nehir’i geçer ve Poros Nehri’nin 70 km kuzeyinde ordusunu konuşlandırır. Nehri geçen Haradrim ordusu, hazırda bekleyen Gondor ordusunun saldırısına uğrar ve Earnil’in güçleri düşmanı mağlup eder. Zaferin ardından Earnil, Kuzey Ordusu’na katılmak için rotasını kuzeye çevirir.

Güney Ordusu Poros’un kuzeyinde Haradrim’i beklerken, Kral Ondoher Kuzey Ordusu’nun başında Arabasürücülerini karşılamak üzere yola çıkar. Kralın iki oğlundan büyük olanı Artamir, babasıyla beraber kuzeye giderken küçük oğul Faramir, Kral’ın varisi olarak Gondor’da bırakılır.

Ondoher’in niyeti Arabasürücüleri’ni Dagorlad ovasında karşılamaktır ama Kuzey Ordusu Mordor’un Kara Kapılarının yakınlarından geçerken, düşmanın onlardan çok daha önce davrandığı ve Kül Dağları'nın eteklerinde saldırı pozisyonu aldığı ortaya çıkar. Ondoher’in ordusu henüz savunma düzenine geçemeden Arabasürücüleri Kuzey Ordusu’nu merkezden yarıp geçer. Bu saldırıda Kral Ondoher ve oğlu Artamir katledilir. Kralın ölmesiyle ordunun kumandasını, Kuzey Ordusu’nun sağ kanadının komutanı ve Ondoher’in kız kardeşinin oğlu olan Minohtar ele alır.

Minohtar, ordunun sol kanadının komutanı olan Dol Amroth Lordu Adrahil’e, Cair Andros adası ile Gölge Dağları arasında müdafaa pozisyonu almasını buyurur. Minohtar’ın niyeti, Adrahil’in güçleri geri çekilirken onları korumak ve Arabasürücülerinin ana kuvvetinin ilerleyişini durdurmaktır. Minohtar, kralın varisi Faramir’e haber yollamaya çalışırken, Kuzeylilerin lideri Forthwini kara haberlerle çıkagelir: Ondoher’in en küçük oğlu, kraliyet soyunu korumak için Minas Anor’da bırakılmış olan Faramir, kılık değiştirerek Eotheod kuvvetlerinin arasına karışmış ve Kuzeylilerin Ölü Bataklıklar yakınlarında yediği baskında can vermiştir. Yıkıcı haberi alan Kuzey Ordusu’ndan geriye kalanların umutları iyice tükenir ve Arabasürücüleri tarafından bozguna uğratılırlar.

Kuzey Ordusu karşısında büyük bir zafer kazanan ve Gondor Kralı ile varislerini öldürmeyi başaran Arabasürücüleri, Gondor’u fethetmek için önlerinde hiçbir engel kalmadığı düşüncesine kapılır. Bunun üzerine güneye doğru ilerleyişlerini bir süre erteleyip kazandıkları zaferi Ithilien'in kuzeyinde büyük bir ziyafetle kutlamaya başlarlar. Tam bu sırada, Güney Ordusu’nun muzaffer komutanı Earnil ile Dol Amrothlu Adrahil kumandasındaki Kuzey Ordusu’ndan geriye kalanlar düşman kampının bulunduğu alana gelir ve gafil avladıkları Doğuluların tepesine yıldırım gibi çöker. 1944 yılında gerçekleşen ve Kamp Savaşı adı verilen bu olayda, Arabasürücüleri’nin büyük kısmı öldürülür, kaçmaya çalışanlar Ölü Bataklıklar’a gömülür. Bu savaşın ardından çok büyük bir darbe alan Doğudölleri, bir asırlık bir süre boyunca Gondor’a karşı en ufak bir tehdit bile oluşturamaz.

Kral Ondoher ve oğullarının ölümüyle Gondor tahtı sahipsiz kalır. Bu durumdan yararlanmak isteyen Arthedain Kralı Arvedui, kendisinin Isildur’un soyundan geldiğini ve Ondoher’in hayatta kalan tek çocuğu olan kızı Firiel’le olan evliliğini gerekçe göstererek Gondor tahtı üzerinde hak iddia eder. Arvedui aynı zamanda, son kralın hayatta kalan tek evladı olduğundan dolayı Firiel’in Numenor saltanat yasalarına göre Hükmeden Kraliçe sayılması gerektiğini öne sürer. Ancak Arvedui’nin talebi, Vekilharç Pelendur önderliğindeki Gondor Divanı tarafından reddedilir. Divan, Gondor’un ancak Anarion Hanedanı tarafından yönetilebileceğini, aynı zamanda Hükmeden Kraliçeler döneminde Numenor barış dolu ve huzurlu bir ülke olduğu için kadınların hükümdar olmalarının önünde bir engel olmadığını ancak Gondor gibi, düşmanları tarafından sürekli saldırıya uğrayan bir ülkede hükümdarın erkek olması gerektiğini beyan eder. Bu sebeplerden dolayı Divan’ın kararı doğrultusunda Güney Ordusu kumandanı Earnil, 1945 yılında II. Earnil ismiyle Gondor’un yeni kralı seçilir. II. Earnil’in soyu Kral Telumehtar Umbardacil’in küçük oğlu Arciryas’a dayanmaktadır ve kendisinin Kral seçilmesi Gondorlu Dunedain tarafından büyük memnuniyetle karşılanır. Ülkesinin Arthedain ile arasının bozulmasını istemeyen Earnil, ihtiyaç anında Kuzey Krallığına yardıma geleceğine dair Arvedui’ye söz verir. 

1973 yılında II. Earnil, Arvedui’den Cadı Kral’ın Arthedain’e saldırı hazırlığında olduğunu belirten bir mesaj alır ve bunun üzerine Gondor Donanması’nı oğlu Earnur’un komutasında kuzeye gönderir. Earnur, uzun ve zorlu bir yolculuğun ardından 1975 yılında Kuzey’e varır ama Cadı Kral çoktan Kuzeyli Dunedain’in son kalesi Fornost’u ele geçirmiş, Arvedui ise gemisiyle Forochel yakınlarında yakalandığı fırtınada hayatını kaybetmiştir.

Earnur’un Gri Limanlar’da karaya çıkması bölgedeki Elfler ve İnsanlar arasında büyük bir sevinç dalgası yaratır. Earnur’un komutasındaki gemilerin sayısı öyle fazladır ki donanma Gri Limanlar’a sığmaz ve Forlond ile Harlond limanları dahi Gondor gemileri ile dolup taşar. Earnur’un Kuzey’e getirdiği kuvvet Elfler ile İnsanlar’ı büyülese de, bu ordu Gondor’un ana kuvvetlerine kıyasla oldukça küçük bir bölümdür. Earnur’un güçlerine, Rhovanion’dan gelen atlı Kuzeyliler ve Ayrıkvadi ile Lindon bölgesinden gelen çok sayıda Elf de katılır ve ordu Fornost’a doğru yürümeye başlar. Evendim Tepeleri’nin güneyinden geçerken, Earnur, atlılarının büyük kısmını ana ordudan ayırıp tepelerin kuzeyini dolaşarak savaş alanına kuzeyden gelmelerini emreder.

Earnur’un ordusunun gelişini haber alan Cadı Kral, Fornost’ta beklemek yerine şehirden çıkıp düşmanı karşılamaya karar verir. Earnur komutasındaki İnsanlardan ve Lindon Lordu Cirdan komutasındaki Elflerden meydana gelen ordu, Evendim Gölü ile Fornost arasında Cadı Kral’ın ordusu ile karşı karşıya gelir. Fornost Savaşı'nda Cadı Kral mağlup olur ve geri çekilme emri verir. Onlar geri çekilirken Earnur’un süvarilerinin ana kolu kuzeyden çıkagelir ve geri çekilmekte olan düşmanın sol kanadına çok ağır bir darbe vurur. Ordusu ciddi kayıplara uğrayan Cadı Kral, doğuya doğru kaçmaya başlar. Tam o sırada çıkagelen Glorfindel komutasındaki Elf süvarileri, Cadı Kral’ın ordusunun yolunu keser ve dört yandan kıstırılan Cadı Kral’ın ordusu son adamına kadar yok edilir. Ancak Cadı Kral’ın kendisini alt etmek o kadar kolay değildir. Her şeyin kaybedildiğini anlayan Cadı Kral, aniden geriye döner ve süvarileriyle birlikte kendisini kovalamakta olan Earnur’un üzerine doğru at sürmeye başlayarak korkunç bir çığlık atar. Onun yaydığı dehşet dalgasıyla korkudan çıldıran Earnur’un atı gerisin geri kaçmaya başlar. Bunu gören Cadı Kral kahkahalarla güler ancak Glorfindel’in hala üzerine gelmekte olduğunu görünce kuzeye dönerek karanlıklara karışır.

Cadı Kral, Fornost Savaşı’ndan 5 yıl sonra, 1980 yılında diğer sekiz Nazgul ile birlikte Mordor’a gelir. Nazgul, 2000 yılında Minas Ithil kalesini kuşatır ve 2002’de burayı ele geçirir. Böylece kalede bulunan ve Ithil-taşı adı verilen Palantir de Nazgul’un eline geçmiş olur. Bu olaydan sonra Minas Ithil’in ismi “Kara Büyünün Kulesi” anlamına gelen Minas Morgul, Minas Anor’un ismi ise “Muhafız Kulesi” anlamına gelen Minas Tirith olarak anılmaya başlar.

Kral II. Earnil 2043 yılında vefat eder ve Earnur tahta çıkar. Cadı Kral, Fornost Savaşı’nda kendisini hezimete uğratmasının ardından Earnur’a karşı derin bir nefret beslemeye başlamıştır. Gondor’un yeni kralının savaşa ve dövüşmeye son derece meraklı olduğunu bilen Cadı Kral, Earnur’a teke tek dövüş teklifinde bulunur. Kuzeydeki savaşın ardından Cadı Kral’ın karşısında atı yüzünden büyük bir utanç yaşayan Earnur, o günden beri tekrar Cadı Kral ile karşılaşmak için can atmaktadır. Ancak Cadı Kral’ın bu çağrısında tehlike sezen Vekilharç Mardil Voronwe zar zor da olsa Earnur’u bu fikirden vazgeçirmeyi başarır.

Earnur’un gururunun kırıldığını ve kendisine karşı bilendiğini iyi bilen Cadı Kral, 2050 yılında teke tek dövüş teklifini tekrarlar ve bu sefer Earnur teklifi kabul eder. Earnur, Gondor Tacı’nı babasının mezarının üzerine bırakır ve maiyetindeki bir grup atlıyla beraber Minas Morgul’a at sürer. Bu tarihten sonra Earnur’dan hiçbir haber alınmaz. Hayatta olup olmadığıyla alakalı da hiçbir bilgi Gondor’a ulaşmaz.

Earnur’un gidişinin ardından Vekilharç Mardil Voronwe tahta vekalet etmeye başlar. Earnur hiçbir zaman evlenmemiş ve çocuk sahibi olmamıştır. Aynı zamanda kendisinden sonra tahta geçebilecek, kraliyet soyundan gelen hiçbir yasal varis yoktur. Böylece Gondor’da kralların dönemi sona erer ve Vekilharçlar ülkeyi yönetmeye başlar. Hükmeden Vekilharçlar Kral’ın tüm yetkilerine sahiptir ancak “Kral dönene dek, Kral adına hükmetmek” adına ant içerler. Vekilharçlık makamının nişanı olarak beyaz asayı benimserler ve üzerinde Kral’ın tahtının boş olarak durduğu kürsünün ayaklarının dibindeki sade ahşap koltukta otururlar. Aynı zamanda Kral’ın sancağı siyah renk üzerine işlenmiş Ak Ağaç ve Yedi Yıldız iken Vekilharçlar aynı temayı beyaz renk sancak üzerine işleyerek kullanır. 

Mardil Voronwe, Gondor’un ilk Hükmeden Vekilharç’ıdır. Bu dönemde Gandalf, Kuyutorman’dan yayılan karanlık gücün kaynağını öğrenmek için Dol Guldur’a gider. Bunun üzerine Sauron, geri döndüğünün anlaşılmaması adına Dol Guldur’dan kaçarak Doğu’nun uzak diyarlarında saklanır. Böylece 2063 yılında, Dikkatli Huzur adı verilen dönem başlar. Bu dönemde Nazgul Minas Morgul’dan dışarı adım atmaz ve Gondor doğudaki ve güneydeki düşmanları tarafından hiçbir saldırıya uğramaz.

400 yıl süren Dikkatli Huzur döneminin ilk yıllarında Gondor tedbiri elden bırakmayıp sınırlarını güçlendirse de, zamanla bu tedbir yerini rehavete bırakır. Bir süre sonra Anduin boyunca uzanan kaleler tümüyle ihmal edilir ve Isengard ile Aglarond’daki garnizonlara destek gönderilmemeye başlanır. Bu dönemde Vekilharçların soyu devam eder. Mardil Voronwe’nin ardından Eradan, Herion, Belegorn, I.Hurin, I.Turin, Hador, Barahir ve Dior Gondor’u yöneten isimlerdir. Vekilharç Hador 150 yıl yaşamış ve en uzun süre hayatta kalan Vekilharç olmuştur. Hador’un torunu Vekilharç Dior çocuk sahibi olmamış; bu yüzden onun ölümünün ardından kız kardeşi Rian’ın oğlu I. Denethor Vekilharçlık koltuğuna oturmuştur.

I. Denethor döneminde, Üçüncü Çağ’ın 2460. yılında Sauron Dol Guldur’a geri döner. Bu olay, Dikkatli Huzur döneminin sonu olarak kabul edilir. 2475 yılında, Nazgul önderliğindeki Uruk-Hai Ithilien’i istila eder. Osgiliath ele geçirilir ve Anduin üzerindeki görkemli köprü yerle bir edilir. I. Denethor’un oğlu Boromir, ağır yaralar almasına rağmen sonunda Urukları mağlup etmeyi ve Ithilien’den çıkarmayı başarır. Ama Osgiliath bu dönemde harap olur ve tamamiyle terk edilir. 2477 yılında I. Denethor ölür ve Boromir Vekilharç olur. Ancak Boromir sadece 12 yıl ülkeye hükmedebilir ve onun 2489 yılındaki ölümünün ardından oğlu Cirion Vekilharçlık görevini devralır.

Anduin'in kıyısındaki kaleler uzun süredir ihmal edilmiş olduğundan, Cirion'un en büyük endişelerinden biri Gondor'un kuzeyden istila edilmesidir. Bu yüzden fırsat buldukça bu kalelere asker yollamaya başlar ve Kuyutorman ile Dagorlad arasındaki bölgeye gözcüler gönderir. Böylece Balchoth adı verilen yeni bir Doğulu ırkının Rhun Denizi'nin doğusundan Rhovanion'a doğru sürekli bir göç halinde olduğu keşfedilir.

2509 yılında Vekilharç Cirion'a, Kuyutorman'ın güney sınırı boyunca toplanan Doğuluların Calenardhon bölgesini işgal etme planları yaptığı haberi gelir. Ülkenin bu bölgesini korumak için yeterli sayıda adamı olmadığını düşünen Cirion, Anduin Vadileri'nin kuzeyinde yaşayan Eotheod halkından yardım istemeye karar verir. Yüzlerce kilometrelik tehlikeli yolculuk için altı kişi gönüllü olarak yola koyulur ancak bunlardan sadece biri, Borondir, Kuzeylilerin başkenti Framsburg'e ulaşarak Eotheod'un lideri Genç Eorl'a mesajı ulaştırmayı başarabilir.

Habercilerinin Eorl'a ulaşma şansını oldukça düşük gören ve mesaj yerine ulaşsa bile Kuzeylilerin bu çağrıya cevap verip vermeyeceğinden emin olamayan Cirion, elinden geldiğince büyük bir kuvvet toplayarak düşmanla yüzleşmek için kuzeye doğru yola çıkar. Ancak tekne ve sallar inşa ederek Anduin'i geçmeyi başaran Balchoth kuvvetleri Cirion ve ordusunu hazırlıksız yakalar. Gondor ordusu yenilgiye uğrayarak Kireçışığı Nehri üzerinden kuzeye, Celebrant düzlüklerine çekilir ama burada da Puslu Dağlar'dan gelen Orkların ani saldırısıyla karşılaşılır. Gondor için umutların tükenmeye yüz tuttuğu anda Genç Eorl komutasındaki yedi bin Eotheod süvarisi savaş alanına ulaşır ve Balchoth ordusuna arkadan saldırarak düşmanı mağlup eder. 2510 yılında gerçekleşen ve Celebrant Düzlükleri Muharebesi adı verilen bu savaştan sonra Orklar ve Doğulular Gondor için yüzyıllar boyunca ciddi bir tehdit oluşturamaz.

Büyük zaferin ardından Cirion, ülke yönetiminin aksamaması için Minas Tirith'e geri döner ancak Genç Eorl ile üç ay sonra Mering Çayı'nın kıyılarında buluşmak üzere anlaşırlar. Yeniden bir araya geldiklerinde Cirion, Eorl ve beraberindekileri Firien Ormanı'nın içinden güneye doğru götürür ve birlikte Eilenaer'e, ya da zamanla değişen ismiyle Amon Anwar tepesine çıkarlar. Burada, Isildur'un Sauron'un devrilmesinin ardından babası Elendil'in kemiklerini gömerek bir mezar inşa ettirdiği bu kutsal yerde, Cirion Calenardhon topraklarını Eotheod halkına hediye ettiğini Genç Eorl'a bildirir. Böylece hem Gondor'un batı topraklarının emniyeti güvence altına alınmış olacak hem de kuzeydeki mevcut topraklarına sığamayacak kadar kalabalık hale gelen Eotheod halkı, Kuyutorman'ın gölgelerinden uzak bir yurda kavuşacaktır. Genç Eorl bu cömert armağanı memnuniyetle kabul eder ve iki lider, ülkelerinin daima birbirlerinin müttefiki olacağına dair yemin eder.
Doğudaki Gölge’ye boyun eğmeyen tüm uluslar şahidim olsun ki, Mundburg Lordu’nun bize armağan etmiş olduğu Calenardhon adını taşıyan topraklara yerleşeceğiz ve hem kendi adıma hem de mensubu olduğum Kuzeyin Eotheod halkı adına, Batının Büyük Halkı ile aramızda kurulan dostluğun sonsuza dek baki kalacağına ant içerim: Onların düşmanları bizim de düşmanımız olacak, onların ihtiyaçları bizim de ihtiyaçlarımız sayılacak ve herhangi bir kötülük, tehdit veya saldırıyla karşı karşıya kalmaları halinde gücümüz elverdiğince onlara yardım edeceğiz. Bu yemin, benden sonra yeni ülkemize hükümdarlık edecek ardıllarım için de bağlayıcı olacaktır; olur da andımızı bozarlarsa, Gölge üstlerine düşsün ve sonsuza dek lanetlensinler.
Vanda sina termaruva Elenna·nóreo alcar enyalien ar Elendil Vorondo voronwë. Nai tiruvantes i hárar mahalmassen mi Númen ar i Eru i or ilyë mahalmar eä tennoio.
Bu yemin, Yıldızın Ülkesi'nin şanının ve Sadık Elendil'e adını veren sadakatin bir hatırası olarak, hepsinden daha yüce bir tahtta oturan Eru'nun kendilerine bahşettiği Batı'nın tahtlarında oturan hükümdarlar tarafından sonsuza dek tutulacaktır.
Calenardhon bölgesinde Rohan ülkesinin kurulmasının ardından, Cirion artık Eilenaer'in Gondor'un tam orta noktası olmadığına ve Isildur'un Geleneği'nin geçerliliğini yitirdiğine hükmeder. Böylece Elendil'in kemiklerinin bulunduğu küçük kutu mezardan çıkarılır ve Minas Tirith'e, kralların mezarlarının bulunduğu Rath Dinen'e götürülür.

Cirion'un 2567'deki ölümünün ardından takip eden Vekilharçlar Hallas, II. Hurin, I. Belecthor, Orodreth, I. Ecthelion ve Egalmoth'un döneminde olağandışı herhangi bir olay yaşanmaz. Egalmoth'un oğlu Vekilharç Beren dönemine denk gelen 2758-2759 yıllarındaki Uzun Kış sırasında Dunlandlı İnsanlar Rohan'ı istila ederken, Umbar ve Harad'dan gelen filolar Gondor kıyılarına saldırır. Bu eşzamanlı saldırılar yüzünden iki ülke de birbirine yardım etmeye fırsat bulamaz. Ancak Beren'in oğlu Beregond sonunda güneydeki düşmanları mağlup etmeyi başarır, ardından Rohan'a giderek Dunlandlıların ülkeden çıkarılmasına yardım eder.

2759 yılında Saruman Minas Tirith'e gelerek Isengard'ın kendisinin yönetimine verilmesini talep eder. Gondor topraklarından oldukça uzak kalan Isengard'ı korumak ve burada asker barındırmak için yeterli kaynaklara sahip olmadığının ve bu kalenin batı savunması için ne kadar önemli olduğunun bilincinde olan Vekilharç Beren, bu isteği memnuniyetle kabul eder. Böylece Isengard'ın anahtarları, Saruman'ın yalnızca Vekilharç'a karşı sorumlu olması ve Rohan Geçidi'nin güvenliğinin sağlanmasına yardımcı olması koşuluyla Ak Büyücü'ye verilir.

Beren'in oğlu Beregond, 2763 yılında babasının ölümünün ardından Gondor Vekilharcı olur. 2793-2799 yılları arasında gerçekleşen Cüce-Ork savaşları sırasında güneye inen Orklar bu dönemde Ak Dağlar'da yuvalanmaya çalışır ama Beregond'un komutasındaki Gondor ordusu her defasında tepelerine biner ve Orklara çoğalma imkanı tanımaz. Beregond'un ardından Vekilharç olan II. Belecthor, bir asırdan fazla yaşayan son Gondor Vekilharcı'dır. Onun ölümünün ardından Minas Tirith'in avlusundaki Ak Ağaç da ölür ve uzun aramalara rağmen yeni bir fide bulunamaz. Bu yüzden ölü ağacın "Kral dönene dek" avluda kalmasına karar verilir. Belecthor'un ardından Vekilharç olan Thorondir de yalnızca 10 yıl ülkeye hükmedebilir.

Babası Thorondir'den sonra 2882'de Vekilharç olan II. Turin döneminde, Gondor'un düşmanları saldırılarının şiddetini artırır. 2885 yılında Ithilien, güneyden çıkıp gelen Haradrim tarafından işgal edilir. Rohan Kralı Folcwine, Gondor'un yardım çağrısına oğulları Folcred ve Fastred kumandasındaki Rohirrim'i yollayarak cevap verir. Güçlerini birleştiren iki ordu Poros Geçitleri Muharebesi'nde Haradrim'i yenilgiye uğratır ancak hem Folcred hem de Fastred bu savaşta öldürülür. İki prensin naaşları Ithilien'e gömülür ve II. Turin, Kral Folcwine'a oğullarının diyeti olarak yüklü miktarda altın öder.

Haradrim mağlup edilip güneydeki yurtlarına geri gönderilse de 2901 yılında Ithilien bu sefer Orklar tarafından istila edilir ve bölgede yaşayanların pek çoğu kaçarak batıya göç eder. II. Turin bu dönemde, bölgedeki Kolcuların faydalanabilmesi için Henneth Annun'un da içlerinde bulunduğu pek çok sığınağı Ithilien'e inşa ettirir. Aynı zamanda düşmanın Anduin'i geçmesini engellemek için nehrin üzerindeki Cair Andros'ta bulunan kaleyi istihkam eder. 2914'te ölen II. Turin'in ardından oğlu Turgon Vekilharç olur.

Turgon'un hüküm süresinin büyük çoğunluğu olaysız geçer ancak 2942 yılında Sauron gizlice Mordor'a geri döner ve güçlerini bir araya getirmeye başlar. 2951 yılında ise kendini açığa vurur ve Barad-dur'u yeniden inşa eder. Bundan üç yıl sonra, Hüküm Dağı tekrar alev püskürtmeye başlar ve Ithilien, Kolcular haricinde tamamıyla terk edilir. Turgon'un 2953'teki ölümünün ardından oğlu II. Ecthelion Vekilharçlığı devralır. 

Turgon'un ölümünü haber alan Saruman, kendisini Isengard Lordu ilan eder ve Orthanc'ın kendisine ait olduğunu bildirir. II. Ecthelion oldukça bilge bir adamdır ancak Saruman'ın bu hamlesini engellemeye muktedir olamaz. Yine de elindeki kısıtlı imkanlara rağmen Gondor'un müdafaasını güçlendirmek için elinden geleni yapar. Ülkesinin askeri alanda yeterince güçlü olmadığının farkında olan II. Ecthelion, kötü niyetli olmadığına inandığı pek çok yabancıyı hizmetine alır ve sadık olduklarını kanıtlayanları cömertçe ödüllendirir. Bu yabancıların arasında Thorongil isimli gizemli bir İnsan da vardır. Thorongil, Ecthelion'un gözünde hızla yükselir ve zamanla Vekilharç'ın en güvendiği hizmetkarı olur. Bu ilgi zamanla öyle bir noktaya varır ki Ecthelion, oğlu Denethor'dan çok Thorongil'in görüşlerine değer vermeye başlar ve bu durum Denethor'un Thorongil'e karşı kıskançlık beslemesine neden olur. Ecthelion'a; Gandalf'ın öğütlerine kulak vermesini, Saruman'a ise güvenmemesini tavsiye eden Thorongil, güneydeki Umbar Korsanları tehlikesinin ortadan kaldırılması için de Vekilharç'ı ikna eder. Bizzat Thorongil'in komuta ettiği Gondor donanması 2980 yılında güneydeki düşmanı mağlup eder ve Umbar filosunun büyük kısmı yok edilir. Zaferin ardından Thorongil esrarengiz bir biçimde ortadan yok olur ve bir daha Gondor topraklarında görülmez. Kimse bu gerçeğin farkında olmasa da Thorongil, Arathorn oğlu Aragorn'un, yani Isildur'un Varisi'nin ta kendisidir.

II. Ecthelion 2984 yılında vefat eder ve oğlu II. Denethor Gondor'un yirmi altıncı Hükmeden Vekilharç'ı olur. Denethor, babasının ölümünden önce Thorongil'in Dunedain Reisi ve Isildur'un Varisi Aragorn olduğunu tahmin etmiştir ve Aragorn'un Gondor tahtı üzerinde hak iddia edebileceğinin farkındadır. Vekilharç olarak görevi, Kral geri döndüğünde tüm yetkilerini ona teslim etmek olsa da, Denethor Gondor'a Isildur'un değil Anarion'un soyundan gelenlerin hükmetmesi gerektiğine inanmaktadır. Aynı zamanda Kuzeyli Dunedain'in saygınlığını yüzyıllar önce kaybettiğini düşünmekte, bu yüzden Aragorn'un olası bir taht iddiasının kabul görmesini olanaksız bulmaktadır.

Denethor'a göre Gondor'u en karanlık zamanlarında yönetmek kendisinin kaderidir. Vekilharçlığının ilk yıllarında Osgiliath'ı düşman kuvvetlerinden geri alır ve Mordor'a karşı ilk savunma hattı olması için buraya bir garnizon yerleştirir. Denethor, Karanlık Ülke'deki kalesine geri dönen ve Orta Dünya'nın özgür insanlarını yeryüzünden silmek için ordularını toplayan Sauron'un planladıklarını uygulamaya dökmeden önce öğrenmenin, halkını korumak için hayati önemde olduğunun farkındadır. Vekilharç olmadan önceleri Minas Tirith arşivlerinde uzun süre çalışmalar yaptığından Gören Taşlar Palantiri hakkında oldukça bilgi sahibidir ve böylece Ak Kule'deki Palantir'i bu amaçları için kullanmaya karar verir. Anor-taşı, Denethor'a görmek istediği pek çok şeyi gösterir ve Denethor'un çevre topraklarda olup bitenler hakkında fazlasıyla malumat sahibi olmasını sağlar. Ancak Sauron, eline geçirdiği Ithil-taşı sayesinde Denethor'un Palantir'i kullandığını fark eder ve Denethor'a Taş aracılığıyla hükmetmeye çalışır. Ama Denethor'un iradesi kaya gibi sağlamdır ve Sauron onu yozlaştırmayı veya iradesini kırmayı başaramaz. Bir süre sonra Sauron Denethor'a Taş aracılığıyla sadece kendisinin görmesini istediği şeyleri gösterir ve Denethor'un gördüklerini yanlış yorumlamasını sağlar. Palantir'de gördüklerinden Sauron'un mağlup edilemez olduğu fikrini çıkaran Denethor, ümidini yitirmeye başlar ve zihinsel olarak güçsüzleşir.

Gandalf, yüzlerce yıldır Orta Dünya üzerinde görülmemiş Tek Yüzük'ün bir şekilde Shire'daki Frodo Baggins isimli bir Hobbit'in eline geçmiş olabileceği konusunda kuşkulanmaktadır. Bu şüpheleri gidermek için 3017 yılında Minas Tirith'e gelir ve Denethor'un izniyle Minas Tirith arşivlerinde araştırma yapar. Bizzat Isildur tarafından yazılmış olan ve Yüzük'ün özelliklerini tarif eden metni okuduğu zaman korkunç gerçeğin farkına varır: Tek Yüzük sonunda ortaya çıkmıştır.

20 Haziran 3018'de, Cadı Kral komutasındaki ordu Osgiliath'a saldırır ve böylece Yüzük Savaşı başlar. Denethor'un iki oğlu, Boromir ve Faramir nehrin doğu yakasını savunamasa da batı yakasını ellerinde tutmayı başarır ve nehir üzerindeki son köprü, düşmanın geçmesini engellemek için Anduin'in sularına gömülür. Sauron'un bu saldırıdaki amacı Gondor'un savunmasının hangi düzeyde olduğunu test etmek ve Tek Yüzük'ü aramak için Anduin'in batısına gönderdiği Nazgul'un, Osgiliath'taki mücadele sayesinde dikkat çekmemesini sağlamaktır. Nazgul fark edilmeden Gondor topraklarını terk ettiğinde Sauron da saldırıyı durdurur.

Hem Faramir hem de Boromir, Isildur'un Felaketi'nin Orta Dünya'ya yıkım ve kıyamet getireceğine dair bir rüya görür ancak her ikisi de Isildur'un Felaketi'nin ne anlama geldiğini bilmemektedir. İki kardeş rüyalarının anlamını öğrenmek için babaları Denethor'a danışır ve Denethor bu bilmecenin cevabının kuzeydeki Imladris'te yani Yarı-elf Elrond'un evinde bulunabileceğini söyler. Faramir de bu görev için gönüllü olsa da büyük kardeş olan Boromir yolculuğun uzunluğunu ve tehlikesini dikkate alarak görevi üstlenir. Yaklaşık 4 ay süren yolculuğun ardından Imladris'e varan Boromir, Elrond'un Divanı'nda yer alır. Bu toplantıda Isildur'un Felaketi'nin aslında Sauron'ın Yüzük'ü olduğu ve Yüzük'ün Shirelı bir Hobbit olan Frodo Baggins tarafından Imladris'e getirildiği anlaşılır. Yüzük ile ne yapılması gerektiği Divan'da uzun uzun tartışılır ve sonunda Yüzük'ün Sauron'a karşı bir silah olarak kullanılamayacağı ve Sauron'un tam anlamıyla yenilgiye uğratılabilmesi için Tek Yüzük'ün Mordor'daki Hüküm Dağı'nın alevlerine atılarak yok edilmesi gerektiği kararlaştırılır. Bu görev için Frodo gönüllü olur ve Aragorn ile Boromir'in de aralarında bulunduğu sekiz yoldaş, Frodo'ya refakat etmek üzere Imladris'ten yola çıkar.

Yüzük Kardeşliği Puslu Dağlar'ı geçmek için ilk önce Caradhras Geçidi'ni dener fakat aniden bastıran kar fırtınası grubun yolunu keser. Sauron ve Saruman'ın gözcüleri tarafından izlendiklerini bilen Gandalf, Puslu Dağlar'ın doğusuna geçmek için kadim Cüce ülkesi Moria'dan geçmeleri gerektiği konusunda Kardeşlik'i ikna eder. Ancak Moria'da işler beklendiği gibi gitmez ve Gandalf, Durin'in Felaketi olarak bilinen Balrog'la birlikte Khazad-dum Köprüsü'nden aşağı düşer. Aragorn önderliğinde Lothlorien'e giden ve burada bir süre konaklayan Yüzük Kardeşliği, Galadriel'in kendilerine hediye ettiği sallarla Anduin'den güneye doğru yola çıkar.

26 Şubat 3019'de grup Amon Hen'de mola verir ve buradan sonra nasıl bir yol izleyeceklerini tartışmaya karar verirler. Bir ara Frodo ile yalnız kalan Boromir, Yüzük'ün cazibesine kapılır ve onu kullanarak Sauron'u mağlup edebileceği ve Gondor'u yıkımdan kurtarabileceği düşüncesi aklını çeler. Frodo'dan Minas Tirith'e gelmesini ya da Yüzük'ü kendisine ödünç vermesini rica eder ancak Frodo bunu kesin bir dille reddedince Boromir öfkeye kapılarak Yüzük'ü Frodo'dan zorla almaya çalışır. Frodo Yüzük'ü takarak kaçmayı başarır ve Boromir pişmanlık içinde Kardeşlik'in yanına döner. Frodo ile arasında geçenleri anlatınca Kardeşlik'in üyeleri dört bir yana dağılarak Frodo'yu aramya koyulur ancak tam bu sırada Saruman'ın Yüzük'ü ele geçirmeleri için gönderdiği Uruk-hai üzerlerine saldırır. Boromir, Merry ve Pippin'i korumaya çalışırken katledilir.

Boromir'in naaşını Anduin'in sularına emanet eden Aragorn, Urukların ele geçirdiği Merry ile Pippin'in peşine düşer ve Legolas ve Gimli ile birlikte Rohan topraklarına adım atar. Rohan'da durum oldukça karışıktır; Saruman, Kral'ın danışmanı Grima Solucandil aracılığıyla Rohan Kralı Theoden'i zayıflatmış ve vaktinden önce yaşlanarak çökmesini sağlamıştır. Theoden hala Rohan tahtında otursa da devletin yönetimi büyük ölçüde Grima ve dolayısıyla Saruman tarafından yürütülmektedir. Grima'nın Theoden'i ikna etmesiyle, Kral'a sadık olan Eomer Rohan'dan sürülür. Süvarileriyle birlikte kuzeye giden Eomer, Merry ve Pippin'i Saruman'a götüren Uruklarla karşılaşır ve hepsini kılıçtan geçirir. Aragorn ve beraberindekiler ertesi gün Eomer'le karşılaşıp bu haberi aldıklarında Hobbitlerin başına geleni anlamak için mücadele alanına gider ve burada Hobbitlerin Fangorn Ormanı'na girmiş olabileceğine dair izlere rastlar. Merry ile Pippin'i bulmak üzere ormana giren Aragorn, Legolas ve Gimli hiç beklemedikleri birini bulur: Balrog ile birlikte Moria'nın karanlığında kaybolan Gri Gandalf, bizzat Eru tarafından Orta Dünya'ya Ak Gandalf olarak geri gönderilmiştir. 

Gandalf; Aragorn, Legolas ve Gimli ile Edoras'a giderek Kral Theoden'i Grima'nın zehirli sözlerinden ve Saruman'ın esaretinden kurtarır. Saruman'ın Orklarının ülkesine saldıracağını bilen Theoden, halkıyla beraber Edoras'ı terk eder ve Gondorluların Aglarond adıyla inşa ettiği, Rohanlıların ise Miğfer Dibi adını verdiği kaleye sığınır. Aragorn, Legolas ve Gimli Thoeden ile birlikte Miğfer Dibi'ne giderken Gandalf onlardan ayrılarak Rohan topraklarında dağınık halde bulunan Rohan askerlerini bir araya getirmek üzere harekete geçer. 3-4 Mart 3019'da Miğfer Dibi Savaşı gerçekleşir. Savaş alanına sonradan gelen Gandalf, Erkenbrand ve 1000 Rohan askerinin de yardımıyla Isengard ordusu mağlup edilir. Aynı günlerde Fangorn'un Entleri de uyanarak Isengard'ı ele geçirir ve Saruman'ı Orthanc Kulesi'nde esir eder.

Savaşın ardından Gandalf, Saruman ile konuşmak ve Sauron'un planlarını öğrenmek için Aragorn ve pek çok kişiyle birlikte Isengard'a gider. Saruman herhangi bir bilgi vermeye yanaşmasa da tamamen şans eseri Orhanc'taki Palantir ele geçirilir. Aragorn Taş'ı kullanarak Sauron'a kendisini gösterir. Yüzük'ü elinden kesip alan kılıcın yeniden dövüldüğünü gören ve Isildur'un Varisi'nin ortaya çıktığını anlayan Sauron, Aragorn'un Tek Yüzük'ü kullanarak onu mağlup edeceği korkusuna kapılır. Böylece kuvvetlerini güçlendirmeyi bir yana bırakarak mümkün olan en kısa sürede Gondor'u vuracak bir saldırı planlamaya koyulur.

Rhun'dan ve Harad'dan gelen pek çok İnsan, Sauron'un hizmetinde savaşmak üzere Mordor'a akın etmektedir. Faramir ve Ithilien Kolcuları, Ithilien'de küçük bir Haradrim ordusunu pusuya düşürdükten sonra o bölgeden geçmekte olan Frodo ile Sam'e rastlar. İki Hobbit'i Henneth Annun sığınağına götüren Faramir, burada Tek Yüzük'ün Frodo tarafından taşındığını öğrenir ve bir an için bu armağanı babasına götürerek kendisini ispatlamak düşüncesi aklından geçer. Ancak ağabeyi Boromir'in aksine Faramir'in damarlarında Numenor kanı akmaktadır. Yüzük'ün yüreğinde uyandırdığı arzuyu reddederek iradesinin ne denli güçlü olduğunu gösterir. Frodo'nun Yüzük'ü yok etmek için Mordor'a gittiğini öğrenince Hobbitlere yardım eder ve onları serbest bırakır.

Gondor'un akıbetini belirleyecek olan savaş yaklaşırken, Minas Tirith'e Umbar Korsanları'nın güneyden büyük bir filoyla Anduin Ağzı'na doğru yola çıktığı haberi gelir. Vekilharç Denethor Rohan'ın yardıma gelmesini sağlamak için Gondor'un işaret kulelerinin yakılmasını emreder. Aynı zamanda acil yardım çağrısı anlamına gelen Kızıl Ok'u habercilerle Rohan'a göndererek Kral Theoden'i Eorl'un etmiş olduğu yemini yerine getirmeye çağırır.

Aragorn da Palantir'i kullandığı sırada Korsanların gelişini görmüştür. Rohan ordusu ile birlikte Minas Tirith'e giderse Korsanları engelleyemeyeceğinin ve şehrin düşeceğinin farkında olan Aragorn, Ölülerin Yolu'ndan geçmeye karar verir. Ölülerin Yolu'nun hikayesi oldukça eskidir. Gondor ilk kurulduğu zamanlarda Ered Nimrais'te yaşayan İnsanların kralı, Erech Taşı'nın yanında Isildur'a bağlılık yemini eder. Bu yemine göre zaman gelip de Isildur onlara ihtiyaç duyduğunda, Isildur ile beraber Sauron'a karşı savaşacaklardır. İkinci Çağ'ın 3429. yılında Sauron Minas Ithil'i ele geçirip şehirdeki Ak Ağaç'ı yaktığında Isildur, Dağ İnsanları'nı yeminlerine sadık kalmaya çağırır ancak onlar bu emri reddederek Isildur'a ihanet eder. Isildur ise yeminlerini yerine getirene dek huzur bulmamaları için onları lanetler. Böylece Dağ İnsanları öldükleri zaman bile ruhları Ered Nimrais'in altından geçen Ölülerin Yolu'nda gezinmeye devam eder ve yaşayan hiçbir canlının oradan geçmesine izin vermezler.

Gri Bölük, Legolas ve Gimli ile birlikte Ölülerin Yolu'ndan geçen Aragorn, Ölüleri Erech Taşı'na çağırır. Dağ İnsanları'nın Isildur'a yemin ettiği bu yerde Aragorn, Ölülere kendisinin Isildur'un Varisi olduğunu ve yeminlerinin yerine getirilmiş sayılması için onun adına savaşmaları gerektiğini buyurur. Aragorn, Gri Bölük ve Ölülerin Ordusu son hızla Pelargir'e gider ve 13 Mart'ta, buradaki limanda bekleyen Korsanların filosunu ele geçirerek Umbar'dan gelen tehdidi tamamıyla bertaraf eder. Korsanların mağlup edilmesinin ardından Aragorn, yeminin yerine getirildiğini bildirir ve Ölülerin ruhlarını göçüp gitmek üzere serbest bırakır.

9 Mart 3019'da, Gondor'un güney bölgelerindeki İnsanlardan oluşan birlikler Sauron'un yaklaşan saldırısına karşı şehri savunmak üzere Minas Tirith'e gelir. Gandalf ve Pippin de aynı gün şehre ayak basar ve Denethor'un huzuruna çıkarlar. Büyük oğlunun ölümüyle derinden sarsılan ve hala onun yasını tutan Denethor, Pippin'e Boromir'in son saatleriyle alakalı sorular sorar. Boromir'in kendisinin ve Merry'nin hayatlarını kurtarmasından duyduğu minneti dile getiren Pippin, Denethor'a bağlılık yemini eder ve Vekilharç'ın hükmüyle Minas Tirith'in Hisar Muhafızları'ndan biri olur. 

Şafağı Olmayan Gün olarak bilinen 10 Mart'ta Cair Andros'u elinde tutamayan ve Minas Tirith'e geri çekilmek zorunda kalan Faramir şehre varır. Babasının huzuruna çıktığında Pippin'i görür ve Gandalf'a onun gördüğü ilk Hobbit olmadığından bahseder. Gandalf'ın soruları üzerine Faramir Frodo ve Sam ile arasında geçenleri Yüzük'ten bahsetmeden anlatır. Ancak hem keskin bir görüşe sahip olan hem de Palantir sayesinde bu konuda pek çok şey bilen Denethor, Faramir'in Yüzük Taşıyıcısı ile karşılaştığının fakına varır ve oğlunun bu fırsatı teperek Yüzük'ü kendisine getirmemesine oldukça öfkelenir.

Hüküm Dağı'nın püskürttüğü küller Gondor ve Rohan boyunca gökyüzüne yayılarak büyük bir karanlığın oluşmasına neden olur. Cair Andros'u ele geçiren Orklar Anduin'i geçerek Anorien'de konuşlanır ve Rohirrim'in Gondor'a yardıma gelmesini engellemek amacıyla Büyük Batı Yolu'na barikat kurar. Cadı-Kral önderliğindeki ana ordu Minas Morgul'dan Osgiliath'a doğru ilerlemeye başlar. Bunu haber alan Denethor, işgal altındaki Osgiliath'ı ele geçirmesi ve Minas Morgul'dan gelen orduya karşı şehri savunması için Faramir'i Osgiliath'a gönderir. Faramir bu görevin intihar anlamına geldiğinin farkında olsa da babasına karşı gelmez ve Osgiliath'taki garnizonun komutasını alır. Ancak Faramir'in birlikleri sayıca çok azdır ve ağır bir yenilgiye uğrayarak geri çekilmek zorunda kalırlar. Faramir, ağır yaralı olarak ve Kara Nefes'e haddinden fazla maruz kalmış biçimde Minas Tirith'e getirilir. Oğlunun yaralı ve bilinçsiz halini gören Denethor, büyük bir kedere kapılır. Ardından Ak Kule'deki Palantir'e bakar ve Umbar'dan yola çıkan kara gemilerin yaklaştığını görerek Gondor'un yenilgisinin kaçınılmaz olduğuna ikna olur. Gemilerin Aragorn'un emrinde olduğundan ise habersizdir.

13 Mart'ta Cadı Kral'ın ordusu Minas Tirith'i çevreleyen Rammas Echor surlarını aşmayı başarır ve Pelennor Çayırları'nı ele geçirerek Minas Tirith'i kuşatır. Orklar tüm gün boyunca derin hendekler kazarak bunları ateşe verir ve kuşatma aletlerini kurar. Sürekli çalışan mancınıklar, şehrin üzerine alevle tutuşturulmuş taşlar ve Osgiliath savunmasında katledilmiş Gondorlu askerlerin kesilmiş başlarını yağdırır. Kısa süre içinde şehrin ilk katı alevlere teslim olur. Kanatlı yaratıklara binmiş Nazgul şehrin üzerinde uçmakta ve Minas Tirith'i savunanların yüreğine büyük bir korku salmaktadır. 
Boşu boşuna sallıyorlardı yumruklarını Cümlekapısı'nın önünde kaynaşan acımasız düşmanlarına. Lanetlere kulak astıkları, Batılı insanların dillerinden anladıkları yoktu; kaba sesleriyle hayvanlar veya leş kargaları gibi çığlıklar atıyorlardı. Fakat kısa bir süre sonra ayağa kalkıp Mordor ordularına karşı koyabilecek yüreğe sahip çok az kişi kalmıştı. Çünkü açlıktan daha tez bir silahı vardı Karanlık Kule'nin Efendisi'nin: Korku ve ümitsizlik.

Nazgûl bir kez daha geldi; artık Karanlıklar Efendisi büyüdüğü ve bütün gücünü ortaya döktüğü için, sadece onun iradesini ve garazını söyleyen sesleri kötülük ve dehşet doluydu. Ölü insanlarla karınlarını doyurmayı uman akbabalar gibi durmadan döndüler durdular Şehir'in üzerinde. Hem görüş, hem de atış menzili dışında uçuyorlardı ama varlıktan hep oradaydı, ölümcül sesleri havayı yırtıyordu. Gitgide daha da dayanılmaz bir hal aldılar her yeni çığlıkla. Sonunda, en yiğit adamlar bile gizli tehlike üzerlerinden geçerken kendilerini yere atmaya başladılar; veya zihinlerine bir karanlık basar, artık savaş hakkında düşünemez olup da sadece gizlenmeyi, emekleyip bir yere sinmeyi ve ölümü düşünür hale gelirken silahları sinirleri boşalmış ellerinden düşüyor, öylece dikilip kalıyorlardı.
Faramir o gün boyunca ateşler içinde yatar ve durumu daha da kötüye gider. Denethor, oğlunun başında nöbet tutmaktan başka bir şey yapmamaktadır ve şehrin müdafaasını kendine dert etmekten çoktan vazgeçmiştir.
Böylece Gondor Şehri'nin son savunmasının kumandasını Gandalf almıştı. Nereye gitse adamların yürekleri hafifliyor, kanatlı gölgelerin hatırası siliniyordu. Yorulmak nedir bilmeden gitti geldi Hisar'dan Cümlekapısı'na, surlar boyunca kuzeyden güneye; onunla birlikte Dol Amroth Prensi de gidiyordu, pırıl pırıl zırhları içinde. Çünkü Numenor soyunu bozulmadan devam ettiren prens ve silahşörleri, beyliklerini muhafaza ediyorlardı. Onları gören adamlar şöyle fısıldaşıyordu: "Aynı eski hikâyelerin anlatmış olduğu gibi; o halkın damarlarında elf kanı var, çünkü Nimrodel halkı bir zamanlar oralarda uzun süre yaşamışlar." Sonra karanlık içinde biri Nimrodel'in şarkısından veya Anduin Vadisi'ne ait, yitip gitmiş yıllardan gelen diğer şarkılardan birkaç beyit okuyordu.
Yine de onlar uzaklaştıklarında gölgeler yeniden adamların üzerine abanıyor, yürekleri soğuyor ve Gondor'un bahadırlığı kül oluyordu. Ve böyle böyle, korkularla dolu loş günden, çaresiz gecenin karanlığına geçtiler. Yangın artık Şehir'in ilk dairesinde denetimsiz bir şekilde yükseliyordu; dış surlardaki garnizonun daha şimdiden geri çekilme yolları kesilmişti. Fakat orada, görev yerlerinde kalmış olan sadık kişilerin sayısı çok azdı; çoğu ikinci kapının gerisine kaçmıştı.
Çarpışmanın çok gerisinde Nehir üzerine aceleyle bir köprü kurulmuş, bütün gün boyunca büyük bir savaş gücü ve malzemesi akmıştı bu köprü üzerinden. Sonunda, gecenin yarısında saldırı başladı. Öncü kollar, ateş dolu siperler arasında bırakılmış birçok dolambaçlı yoldan geçti.
Yaklaştıkça uğradıkları kaybı hiçe sayarak durmadan ilerlediler, hâlâ bir arada, sürü gibi okçuların menziline girdiler. Fakat artık gerçekten de onlara büyük bir zarar verebilecek çok az kişi kalmıştı surlarda; gerçi yangınların ışığı Gondor'un bir zamanlar övündüğü cinsten okçular için birçok hedefi gözler önüne seriyordu. Sonra Şehir'in yiğitliğinin çoktan kırılmış olduğunu fark eden gizli Komutan gücünü ortaya koydu. Yavaş yavaş, Osgiliath'ta inşa edilmiş olan kocaman kuşatma kuleleri karanlığın içinden ilerledi.


Keder ve ümitsizlikten aklını yitirme noktasına gelen Denethor, oğlu Faramir ile beraber yanmak için, Faramir'i bir sedyeyle taşıyan hizmetkarları ile birlikte, Gondor krallarının mezarlarının bulunduğu Rath Dinen'e doğru yürümeye başlar. Faramir'in hala hayatta olduğunun farkında olan Pippin, Denethor'un çılgınlığını engellemesi için Gandalf'ı aramaya koyulur.

Gece yarısından beri büyük taarruz devam ediyordu. Davullar gümbürdüyordu. Kuzeyden ve güneyden, düşman bölüğü üzerine düşman bölüğü surlara yüklenip duruyordu. Düzensiz al ışıkta tıpkı hareket eden evler gibi görünen kocaman hayvanlar gelmişti; yani Harad'ın ateşler arasındaki yollardan koskoca kuleler ve makinalar çeken mûmak'ları. Yine de komutanları bu hayvanların yaptıklarına da telef olabileceklerine de pek aldırış etmiyordu: Onların bütün amacı savunmanın gücünü sınamak ve Gondor'un adamlarını birçok yerde meşgul etmekti. En çok Cümlekapısı'na yüklenilecekti. Kapı çelik ve demirden yapılmış, inatçı taş kuleler ve burçlarla korunuyor olabilirdi ama bütün o yüksek ve aşılmaz surun en zayıf noktası, kilidiydi.

Davullar daha da yüksek sesle vurdu. Alevler yükseldi. Kocaman makinalar alanlardan ilerledi; tam ortada kocaman bir şahmerdan vardı; muazzam zincirlerin ucunda sallanan, uzunluğu yüzlerce ayağa varan, ormandan kesilmiş bir ağaç. Uzun zamandır Mordor'un demirhanelerinde dökülüp duruyordu bu şahmerdan ve kara çelikten dökülmüş olan iğrenç kafasına kudurmuş bir kurt biçimi verilmişti; üzerinde de yıkım büyüleri vardı. Grond koymuşlardı ismini, eskinin Yeraltı Tokmağı'nın bir hatırası olarak. Kocaman hayvanlar çekiyorlardı şahmerdanı, etrafını orklar sarmıştı; geriden de şahmerdanı kullanacak olan dağ devleri yürüyordu.

Fakat Cümlekapısı civarında mukavemet hâlâ kuvvetli idi; burada Dol Amroth silahşörleri ile garnizonun en çetin adamları saldırmak için hazır bekliyorlardı. Her yandan ok yağıyordu; kuşatma kuleleri birer meşale misali aniden çatırdıyarak alev alıveriyordu. Cümlekapısı'nın her iki yanında surların önünde yer döküntüler ve cesetlerle dolup taşmıştı; yine de sanki zıvanadan çıkmış gibi daha da çok sayıda düşman geliyordu.

Grond yoluna devam eti. Grond'un iskeleti ateş almıyordu; arada bir şahmerdanı çekmekte olan kocaman hayvanlardan biri delirip, şahmerdanı koruyan sayısız ork arasında tepinip onları yere serse bile, bunların cesetleri yoldan çekiliyor ve diğerleri onların yerine geçiveriyordu.

Grond yoluna devam etti. Davullar deliler gibi gümbürdüyordu. Cesetlerin oluşturduğu tepeciklerin üzerinden korkunç bir suret belirdi: Bir atlı, uzun boylu, kukuletalı, kara bir pelerine bürünmüş. Yavaş yavaş, ölenlerin üzerine basarak, okları umursamadan ileri doğru sürdü atını. Durdu ve uzun, soluk kılıcını kaldırdı. Ve o tam bunu yaparken herkesin içine, hem şehri savunanların, hem de düşmanın içine büyük bir korku düştü; adamların kollan iki yanlarına düştü, artık yayların telleri şakımıyordu. Bir an için her şey durdu.

Davullar gümbürdeyerek takırdadı. Grond büyük bir hamleyle, kocaman eller tarafından ileriye savruldu. Kapıya ulaştı. Sallandı. Bulutlar içinde gezen gök gürültüsü gibi derinden bir bum sesi bütün Şehir'de gümbürdedi. Fakat demirden kapılar ve çelikten destekler bu darbeye dayandı.
Kara Kumandan üzengisi üzerinde doğrularak, unutulup gitmiş bir dilde, hem yüreği hem de taşı parçalayacak güç ve dehşet kelimeleri söyleyerek korkunç bir sesle bağırdı.

Üç kere bağırdı. Üç kere bumladı koca şahmerdan. Ve aniden son darbede Gondor'un Cümlekapısı kırıldı. Sanki çok tesirli bir büyüye kapılmış gibi infilak ederek parçalandı: Gözleri kör eden bir şimşek çaktı ve kapılar yarılmış parçacıklar halinde yere yıkıldı.

Nazgûl Efendisi atını içeri sürdü. Gerideki alevlerin önünde, muazzam bir ümitsizlik tehdidi halinde büyüyen, kocaman kara bir suret olarak yükseldi. Sürdü atını içeri Nazgûl Efendisi, daha önce hiçbir düşmanın geçememiş olduğu kemer altından; yüzünü gören herkes kaçtı.

Biri hariç herkes. Orada, Cümlekapısı'nın önündeki alanda sessiz ve hareketsiz bekleyen Gandalf, Gölgeyele'nin üzerinde oturuyordu: Dünyanın bütün hür atlan içinde bu dehşete kıpırdamadan, Rath Dinen'deki oyulmuş bir heykel gibi sabit bir şekilde katlanabilecek tek at olan Gölgeyele'nin üzerinde.

"Buraya giremezsin," dedi Gandalf; koca gölge durdu. "Sen kendin için hazırlanmış olan cehenneme geri dön! Geri dön! Seni ve Efendini bekleyen hiçliğe düş. Git!"

Kara Süvari kukuletasını geriye itti; o da ne! Başında krallara ait bir taç vardı; yine de taç görünen hiçbir baş üzerine oturtulmamıştı. Tacın ve örtülü geniş, kara omuzlarının arasından al al alevler parlıyordu. Görünmeyen ağzından ölümcül bir kahkaha duyuldu.

"Yaşlı ahmak!" dedi. "Yaşlı ahmak! Bu benim saatim. Gördüğünde ölüm'ü tanımaz mısın sen? Geber; lanetlerin boşuna artık!" Bunu der demez kılıcını yukarılara kaldırdı; kılıçtan aşağıya alevler indi.

Gandalf kıpırdamadı. Ve tam o anda, Şehir'in avlularından birinde bir horoz öttü. Tiz sesiyle net bir biçimde öttü; ne büyücülüğe ne de savaşa kulak asıyor, sadece ölümün gölgelerinin çok yukarısında, gökyüzünde, şafakla gelen sabahı karşılıyordu.

Ve ona karşılık verircesine uzaktan başka bir ses duyuldu. Borular, borular, borular. Karanlıkta Mindolluin'in yanlarında donuk donuk yankılandılar. Kuzey'in koca boruları deliler gibi üfleniyordu. Rohan gelmişti sonunda.
Pelennor Çayırları Savaşı, Cümlekapısı'nın yıkılmasından itibaren Kralın Dönüşü'nde şöyle anlatılır:
Fakat aynı anda bir şimşek çaktı, sanki Şehir'in altındaki topraktan bir yıldırım yükselmiş gibi. Kör edici bir an için, uzakta siyah ve beyaz, göz kamaştırarak durdu, en uç noktası pırıldayan bir iğne gibi yükseldi; sonra karanlık yeniden kapanırken, tarlaların üzerinden koca bir bum sesi koptu.

Bu sesle kral Theoden'in bükülmüş sureti aniden doğruldu. Yeniden uzun boylu ve mağrur görünüyordu; üzengileri üzerinde doğrularak yüksek bir sesle bağırdı, orada bulunanların ölümlü bir adamdan daha önce duymadıkları bir berraklıkla:

Uyanın, uyanın, Theoden 'in Süvarileri!
Kötülükler kapımızda: Ateş ve katliam!
Mızrak savrulacak, kalkan parçalanacak,
kılıç günü geldi, kızıl gün geldi daha güneş doğmadan!
Sürün atlarınızı, sürün! Haydi Gondor'a!

Bu sözlerle birlikte sancaktan Guthlaf'tan büyük bir boru aldı ve ona öyle büyük bir güçle üfledi ki boru parçalara ayrıldı. Ve derhal, ordudaki bütün borular birlikte kaldırılıp şakıdılar; o anda Rohan'ın borularının üflenmesi ovada bir fırtına, dağlarda bir gök gürültüsü gibiydi.

Sürün atlarınızı, sürün! Haydi Gondor'a!

Kral aniden Karyele'ye seslendi ve at ok gibi ileri fırladı. Arkasından sancağı, yani yeşil ovadaki beyaz atlı bayrak havada dalgalandı fakat kral onu geride bıraktı. Arkasından hanedanının süvarileri şimşek gibi çaktı ama kral hep onlardan çok ilerdeydi. Eomer önden gidiyordu, miğferindeki beyaz atkuyruğu hızından uçuyordu; atçanların öndeki ilk bölümü sahilde patlayan köpük köpük dalga gibi kükredi ama Theoden'e yetişemiyordu. Delirmiş gibiydi adeta; ya da babalarının cenk çılgınlığı damarlarında akmaya başlamıştı; Karyele'nin üzerinde eskilerin tanrıları gibi duruyordu, tıpkı dünya daha gençken olan Valar savaşındaki Muhteşem Orome gibi. Altın kalkanı ortaya çıkmıştı ve o da nesi! Güneş'in sureti gibi parlıyor, çimenler küheylanının ak ayaklarında yeşil alevler oluşturuyorlardı. Çünkü sabah ermişti, denizden gelen yel ve sabah erişmişti; karanlık geri çekilmişti; Mordor'un orduları ağlaşıyordu, dehşet sarmıştı her yanlarını; kaçtılar ve öldüler, hiddetin nallan üzerlerinden geçti. Sonra bütün Rohan ordusu bir şarkıya başladı, bir yandan biçtiler, bir yandan şarkı söylediler çünkü cengin keyfini çıkartıyorlardı; zarif ve korkunç olan şarkılarının sesi Şehir'e bile varmıştı.

Fakat Gondor'a yapılan saldırıyı yöneten ne bir ork komutanıydı ne de bir eşkiya. Karanlık çok erken bölünmeye başlamıştı, Efendisi'nin tayin ettiği tarihten daha önce: O an için talih ihanet etmiş, dünya karşı gelmişti; tam elini uzatmış tutacaktı ki zafer elleri arasından kayıp gidivermişti. Ama onun kolu uzundu. Hâlâ komuta ondaydı, büyük güçleri kullanıyordu. Kral, Yüzüktayfı, Nazgûl Efendisi olarak bir sürü silahı vardı. Cümlekapısı'nı bırakarak gözden yok oldu.

Yurt'un Kralı Theoden, Cümlekapısı'ndan Nehir'e uzanan yola varmış, Şehir'e doğru dönmüştü ve artık şehirden bir mil kadar uzaktaydı. Hızını biraz azaltmış yeni düşmanlar arıyordu; silahşörleri etrafına toplandı; Saklımiğfer bunların arasındaydı, ilerde, surlara daha yakın yerlerde Elfmiğferi'nin adamları muhasara aletlerinin arasında düşmanlarını ateş çukurlarının içine doğru biçiyor, kesiyor, sürüyordu. Hemen hemen Pelennor'un bütün kuzey yarısı istila edilmiş, kamplar ateşe verilmişti, orklar avcıların önündeki sürüler gibi Nehir'e doğru kaçıyorlardı; Rohirrim ise, gönüllerinin dilediğince bir o yana, bir bu yana gidiyordu. Fakat henüz kuşatmayı alaşağı edememiş, Cümlekapısı'na ulaşamamışlardı. Kapının önünde çok düşman vardı; üstelik ovanın diğer yarısında henüz dövüşülmemiş ordular bulunuyordu. Güneyde, yolun gerisinde Haradrim'in ana gücü bulunuyordu ve burada onların atlıları kendi başkanlarının sancağı altında toplanmıştı. Başkanları baktı ve artmakta olan ışıkta kralın sancağını gördü; sancak az ilerideydi ve etrafında az sayıda adam vardı. Bunun üzerine kızıl bir öfkeyle yüksek sesle haykırdı, al üzerine kara yılan olan sancağını göstererek bir yığın adamıyla yeşil üzerindeki ak atın üzerine geldi; Güneyliler'in palalarını çekişi yıldızların pırıltılarını andırmıştı.

Sonra Theoden onun farkına vardı; saldırısını beklemeden Karyele'ye seslenerek dosdoğru onu karşılamak için hücum etti. Karşılaşmalarının gürültüsü muazzam oldu. Fakat Kuzeyliler'in ak şiddeti daha bir yanıyordu; üstelik uzun mızraklarıyla gösterdikleri hüner daha fazla ve daha acımasızdı. Daha azdılar ama Güneyliler arasından ormandaki ateş topu gibi yarıp geçtiler. Kuşatmanın ortasından dalıp geçti Thengel oğlu Theoden; başkanlarını yere sererken mızrağı titremişti. Savruluverdi kılıcı ve sancağa doğru mahmuzladı atını, gönderi ve sancaktarı biçti; kara yılan düştü. O zaman öldürülmeden bırakılmış olan süvarilerin hepsi dönerek uzaklara kaçtı.
Fakat o da ne! Aniden haşmetinin tam ortasında kralın altın kalkanı karardı. Yeni doğan sabaha gökyüzünden bir leke düştü. Etrafına karanlık çöktü. Atlar gerileyerek kişnedi. Eyerlerinden yere düşen adamlar yerde süründüler.

"Buraya! Buraya!" diye bağırdı Theoden. "Kalkın Eorloğulları! Korkmayın karanlıktan!" Fakat dehşetle çıldıran Karyele şaha kalktı, boşluğa tekmeler savurup büyük bir çığlıkla yana düştü: Kara bir ok delip geçmişti onu. Kral atın altında kaldı.

Koca gölge, düşen bir bulut gibi alçaldı. Ve bakın hele! Bu kanatlı bir yaratıktı: eğer bir kuş idiyse, o zaman bütün diğer kuşlardan daha büyük ve çıplaktı, ne tüyü ne dikeni vardı ve geniş kanatlan da boynuzlu parmaklar arasına gerilmiş deriden ağlara benziyordu; çok pis kokuyordu. Belki de daha eski bir dünyanın yaratığıydı; cinsi Ay'ın altında unutulmuş soğuk dağlarda eyleşmiş, bu günlere kadar gelebilmiş ve iğrenç yuvasında, şerre meyilli bu zamansız son yavrusunu yetiştirmişti. Karanlıklar Efendisi onu almış, sonunda uçan bütün diğer şeylerin çok ötesinde büyüyünceye kadar kötü etlerle beslemişti; sonra da onu hizmetkârlarına binek olarak vermişti. Alçaldı, alçaldı, sonra parmaklı ağını katlayarak çatlak bir çığlık attı, Karyele'nin bedeni üzerine kondu, pençelerini batırıp uzun ve çıplak boynunu uzattı.

Üzerinde bir şekil oturuyordu, siyah pelerinli, kocaman ve tehditkâr. Çelikten bir taç taşıyordu fakat cübbesiyle, tacın kenarı arasında, gözlerinin ölümcül pırıltısından başka hiçbir şey görünmüyordu: Nazgûl Efendisi. Havaya dönmüş, karanlık bozulmadan önce bineğini çağırmış ve sonra tekrar geri dönmüştü, etrafa felaket saçarak, ümidi ümitsizliğe, zaferi ölüme çevirerek. Kocaman kara bir topuz kullanıyordu.

Fakat Theoden tamamen yüzüstü bırakılmamıştı. Hanedanından olan silahşörler ya etrafında katledilmiş olarak yatıyordu ya da çıldıran küheylanları gemi azıya alıp onları uzaklara taşımışlardı. Yine de hâlâ orada duran biri vardı: Genç Saklımiğfer, sadakati korkusuna baskın çıkmış, ağlıyordu çünkü beyini babası gibi severdi. Bütün saldırı boyunca Merry onun arkasında hiç yaralanmadan taşınmıştı, ta ki Gölge gelinceye kadar; o zaman Yeltay içine düştüğü dehşetle onları atmış şimdi de ovada deliler gibi koşturuyordu. Merry afallamış bir hayvan gibi emeklemeye başladı; üzerinde öyle büyük bir dehşet vardı ki etrafı göremiyor, midesi bulanıyordu.

"Kralın adamı! Kralın adamı!" diye haykırıyordu içerden kalbi. "Onun yanında kalmalısın. Sizi babam sayıyorum, demiştin ona." Fakat iradesi hiç cevap vermedi, bedeni titredi. Gözlerini açıp, yukarı bakmaya cesaret edemedi.

Sonra aklına düşmüş karanlığın arasından Saklımiğfer'in sesini duyduğunu sandı; ama o anda ses bir tuhaf gelmişti, tanıdığı başka bir sesi çağrıştırıyordu.

"Yıkıl karşımdan leş kargalarının başı, iğrenç yaratık! Ölüleri rahat bırak!"

Soğuk bir ses cevap verdi: "Nazgûl ile avının arasına girme! Yoksa seni sıran geldiğinde öldürmem. Alır, bütün karanlıkların gerisinde etlerinin yenip bitirileceği, kuruyarak büzüşen aklının Kapaksız Göz önünde çıplak bırakılacağı feryat evlerine taşırım."

Bir kılıç sakırdadı kınından çekilirken. "Ne istersen onu yap; ama buna engel olacağım eğer elimden gelirse."

"Engel olmak mı? Seni ahmak seni. Hiçbir ölümlü adam bana engel olamaz!"

Sonra Merry, o saatte duyduğu seslerin en garibini duydu. Sanki Saklımiğfer gülüyordu; berrak sesi çeliğin şakırtısı gibiydi. "Ama adam değilim ki ben! Karşında bir kadın var! Eomund'un kızı Eowyn'im ben. Sen benim ile beyim, hısmım arasında duruyorsun. Yıkıl, eğer ölümsüz değilsen! Yoksa canlı da olsan, kara bir ölmemiş de olsan biçerim seni, eğer ona dokunursan."

Kanatlı yaratık kıza doğru bir çığlık attı ama Yüzüktayfı hiç cevap vermedi; sessizdi, sanki ani bir kuşku duyarmış gibi. Bir an için hayretin ta kendisi baskın çıktı Merry'nin korkusuna. Gözlerini açtı ve birden karanlık kalkıverdi gözleri üzerinden. Orada, ondan birkaç adım ileride koca hayvan oturuyordu ve etrafındaki her şey karanlık gibiydi; üzerinde Nazgûl Efendisi ümitsizliğin gölgesi gibi yükseliyordu. Biraz sol tarafta, yüzü onlara dönük Merry'nin Saklımiğfer dediği kişi duruyordu. Fakat kendini gizlediği miğfer düşmüştü başından; bağından kurtulmuş parlak saçları soluk altın ışıltısıyla omuzlarında pırıldıyordu. Deniz gibi gri olan gözleri sert ve insafsızdı; yine de yanaklarında gözyaşları vardı. Elinde bir kılıç vardı; kalkanını düşmanının gözlerinin dehşetine karşı kaldırmıştı.

Eowyn idi bu; hem de Saklımiğfer. Çünkü Merry'nin aklında, Dunharrow'dan ayrılırken gördüğü yüzün anısı şimşek gibi çaktı: Hiç umudu olmadan, ölümü aramaya giden birinin yüzü. Gönlünü acıma duygusu ve büyük bir merak aldı ve aniden soyunun o yavaş tutuşan cesareti uyandı. Ellerini sıktı. Bu kadar zarif, bu kadar umutsuz olan bu kız ölmemeliydi! En azından tek başına, yardım görmeden ölmeyecekti.

Düşmanın yüzü ona dönük değildi ama o hâlâ, ya o ölümcül gözler üzerine düşerse korkusuyla hareket etmeye pek cesaret edemiyordu. Yavaş yavaş yan tarafa doğru emeklemeye başladı; fakat kuşku ve garazla tüm dikkatini önünde duran kadına vermiş olan Kara Komutan, ona çamur içinde debelenen bir solucandan fazla bir önem vermedi.

Aniden koca hayvan iğrenç kanatlarını çırptı; yarattıkları rüzgâr pis kokuluydu. Tekrar havaya sıçradı ve sonra hızla, çığlık atarak gagası ve pençeleriyle saldırarak Eowyn'in üzerine inmeye başladı.

Yine de ürkmedi Rohirrim'in kızı, kralların çocuğu, ince ama çelik bir bıçak gibi, zarif ama korkunç Eowyn. Hızla bir darbe indirdi, ustaca ve ölümcül. Uzanmış boynu ikiye ayırdı ve kesilen kelle bir taş gibi düştü. Koskoca şekil çarpıp yıkılırken geriye doğru sıçradı, geniş kanatlar gerildi; toprağa çöktü; onun düşüşüyle gölge geçip gitti. Kızın etrafına ışıklar döküldü ve saçı güneş ışığında parladı.
Yıkıntı içinden Kara Süvari uzun boyuyla doğruldu, tehdit edercesine, kızın üzerinde yükseldi. Kulakları zehrin kendisiymişçesine ısıran bir nefret haykırışıyla topuzunu indirdi. Kızın kalkanı bin parçaya bölündü, kolu da kırılmıştı; tökezlenip dizleri üzerine düştü. Kara Süvari üzerine bir bulut gibi eğildi, gözleri pırıldıyordu; topuzunu öldürmek için kaldırdı.

Fakat aniden o da can acısından bağırarak ileriye doğru tökezledi; darbesi boşa gitti ve yere savruldu. Merry'nin kılıcı onu arkadan vurmuştu, kara pelerinini yırtıp zırhlı yeleğinin altına girerek o koca dizinin arkasındaki kirişi parçalamıştı.

"Eowyn! Eowyn!" diye bağırdı Merry. Kız sendeleyerek, bütün çabasıyla ve son gücüyle kılıcını taç ile pelerin arasına indirdi, o koca omuzlar önünde eğilmişken. Kılıç kıvılcımlar saçarak paramparça oldu. Taç, bir takırtıyla yuvarlandı gitti. Eowyn öne, düşmanının üzerine devrildi. Ama o da ne! Pelerin ve zırhlı yelek boştu. Artık biçimsizce yırtılmış ve atılmış bir halde uzanıyordu yerde; derken tüyler ürpertici bir çığlık yükseldi, tiz bir uluma sesi halinde azalarak rüzgârla birlikte geçip gitti; ölüp giden bedensiz, ince ses yutulup yok oldu ve bu dünyanın o çağında bir daha da hiç duyulmadı.
Böylece Angmar'ın Cadı Kralı'nın, Nazgul Efendisi'nin sonu gelmiş olur. Bu sırada Eomer süvarileriyle birlikte Theoden'in yanına gelir ve Theoden son nefesini verirken Eomer'i Rohan'ın Kralı ilan eder. Amcasının ölümüyle sarsılan Eomer, Theoden'in yanı başında yatan Eowyn'in bedenini görür. Onun da Theoden ile birlikte öldüğünü düşünerek büyük bir öfkeye kapılır ve atına atlayarak ordusuyla birlikte düşmanın üzerine at sürer. Savaş alanında bunlar olurken Şehir'in içinde Sauron'un iradesi iş başındadır. Cadı Kral'ın Cümlekapısı'ndan ayrılmasının hemen ardından Pippin Gandalf'ı bularak Denethor'un deliliğini ve Faramir'in içinde bulunduğu tehlikeyi ona haber verir. Hemen Rath Dinen'e at süren Gandalf, baygın halde yatan Faramir'i kurtarmayı başarır ancak Denethor kendini ateşe vererek hayatına son verir.
Artık çatışma Pelennor tarlalarında bütün şiddetiyle artmaya başlamıştı; silahların gürültüsü arşa varıyordu adamların haykırışları ve atların kişnemeleriyle. Borular öttürülüyor, borazanlardan kulakları tırmalayan sesler çıkıyor, mûmak'lar savaşa sürülürken böğürüyorlardı. Şehir'in güney surları altında Gondor'un piyadeleri, hâlâ burada büyük bir güç halinde toplanmış bulunan Morgul alaylarıyla karşılaşmışlardı. Fakat süvariler doğuya Eomer'ın imdadına gittiler: Anahtarlar Muhafızı, Lossarnach Beyi Uzun Hurin, Yeşil Tepeler'den Hirluin ve etrafında silahşörleriyle zarif Prens Imrahil.

Rohirrim onların yardımına çok çabuk gelemedi; çünkü şans Eomer'e karşı dönmüş, hiddeti kendisine zarar vermişti. Saldırısındaki o büyük hiddet düşmanlarının ön safını hemen hemen tamamen alaşağı etmiş ve Süvarilerin üçgen şeklinde ilerleyen büyük kümesi Güneyliler'in saflarından geçerek atlılarını mağlup etmiş, piyadelerini mahvetmişti. Fakat mûmak'lann gittiği yere atlar gitmiyor, ürküyor, yoldan sapıyorlardı; büyük canavarlarla dövüşülmemişti, onlar savunma kuleleri gibi duruyorlar, Haradrim onların etrafında toplanıyordu. Ve eğer Rohirrim saldırırken Haradrim'den üç kere daha az sayıda idiyse bile, kısa bir süre sonra durumları daha da kötü oldu; çünkü artık Osgiliath'tan savaş alanına yeni güçler akmaya başlamıştı. Bunlar buraya Şehir'i ve Gondor'u yağmalamak için toplanmış ve komutanlarının emrini bekliyorlardı. Komutanları artık yok edilmişti; fakat Morgul'un vekili Gothmog onları bu karışıklığın içine atmıştı; baltalarıyla Doğulular, Khand'ın Variag'ları, allar içinde Güneyliler, Uzak Harad'dan beyaz gözlü, kırmızı dilli yarı deve benzeyen kara renkli adamlar. Kimisi şimdi Rohirrim'in ardından aceleyle gidiyor, diğerleri Gondor'un güçlerini durdurmak ve Rohan'a katılmalarına mani olmak için batı tarafını tutuyorlardı.

Gün böyle başlayıp Gondor'un aleyhine dönmüş, ümitleri azalırken ve öğlen zamanlarında artık büyük bir rüzgâr eser, yağmur kuzeye koşar ve güneş parlarken Şehir'den yeni bir haykırış işitildi. O berrak havada surlardaki gözcüler dehşet veren yeni bir görüntüye tanık oldular ve son umutları da kendilerini terk etti.

Çünkü Anduin, Harlond'daki kıvamından öyle akıyordu ki Şehir'den bakan adamlar birkaç fersah boyunca nehri uzunlamasına görebiliyorlardı; gözleri keskin olan biri, gelen herhangi bir gemiyi yaklaşırken görebilirdi. Ve o yöne bakarak dehşetle bağırıyorlardı; akarsu üzerinde kapkara bir filonun rüzgârla geldiğini görmüşlerdi: Kadırgalar ve bir sürü kürekli ağır gemi ve meltemde bel büken kara yelkenler.

"Umbar Korsanları!" diye bağrıştı adamlar. "Umbar Korsanlan! Bakın! Umbar Korsanlan geliyor! Demek ki Belfalas düşmüş, Ethir de; Lebennin de gitti. Korsanlar üzerimize geldi! Bu kör talihin son darbesi!"

Şehir'de kumanda edecek kimse kalmadığı için, kimisi gelişigüzel çanlara koşarak alarm verdi; kimisi askerlerin geri çekilmesi için borazanları üfledi. "Surlara geri gelin!" diye bağırdılar. "Surlara geri gelin! Her yer basılmadan geri gelin!" Fakat gemilere hız kazandıran rüzgâr onların bütün feryatlarını uzağa taşıdı.

Gerçi Rohirrim'in ne haberlere, ne de alarma ihtiyacı vardı. Hepsi kendiliklerinden kara yelkenleri gayet iyi görebiliyorlardı. Çünkü Eomer artık Harlond'dan ancak bir mil kadar uzaktaydı ve arkasından yeni düşmanlar kaynaşarak gelip onların Prens'le bağlantısını keserken, karşılaştığı ilk düşmanın büyük baskısı onunla liman arasında kalmıştı. Şimdi Nehir'e bakıyordu; içindeki bütün ümit öldü ve biraz önce kutsadığı rüzgâra şimdi lanet etmeye başladı. Fakat Mordor'un orduları yüreklenmişlerdi; yeni bir heves ve taşkınlıkla dolarak bağıra çağıra saldırıya geçtiler.

Eomer'in ruhu sertleşmiş ve aklı bir kez daha açılmıştı. O tarafa gelebilecek bütün adamları sancağı altında toplayabilmek için boruları çaldırdı; çünkü en azından büyük bir duvar oluşturmayı düşünüyordu; dayanabildiği kadar burada kalıp, düşünceye kadar yerde savaşmayı, Batı'da son Yurt Kralı'nı hatırlayacak hiçbir adam kalmayacağı halde, Pelennor kırlarında şarkılara geçecek işler başarmayı düşünüyordu. Böylece yeşil tepeciğe sürerek atını buraya sancağını dikti ve Ak Atlı sancak rüzgârda çırpınmaya başladı.

Kuşkudan, karanlıktan çıkıp günün doğuşuna kılıcımı çekip geldim güneşte şarkı söyleyerek. Umudun bittiği kalplerin kırıldığı yere sürdüm atımı: Gazaba, yıkıma ve kızıl bir guruba vardım şimdi!

Bu mısraları okudu ama yine de bunları söylerken güldü. Çünkü bir kez daha savaşın arzusunu duyuyordu içinde; henüz yaralanmamıştı, gençti ve kraldı: Düşmüş bir halkın kralı. Ama daha ümitsizliğine gülmesi sona ermeden bir kez daha kara gemilere baktı ve onlara meydan okuyarak kılıcını kaldırdı.

Sonra bir hayrettir aldı Eomer'i; büyük de bir coşku; kılıcını güneşe doğru fırlattı ve tekrar yakalarken şarkılar söyledi. Bütün gözler onun bakışını izledi ve o da ne! En öndeki gemide büyük bir bayrak açıldı, gemi Harlond'a doğru dönerken rüzgâr bu bayrağı gözler önüne serdi. Ak Ağaç çiçek açmıştı bayrakta, Gondor için; fakat etrafında Yedi Yıldız vardı ve üzerinde bir taç, yani Elendil'in sayısız yıldır hiçbir hükümdarın kullanmadığı nişanı. Ve yıldızlar güneş ışığında alev alevdi çünkü Elrond'un kızı Arwen tarafından değerli taşlarla işlenmişti; taç da sabah ışığında parlak görünüyordu çünkü mithril ve altından yapılmıştı.

Böyle varmıştı Isildur'un varisi Arathorn oğlu Aragorn Ölülerin Yolu'ndan Gondor krallığına, Deniz'den gelen yelle taşınarak; Rohirrim'in cümbüşü bir kahkaha seli ve kılıçların şimşeği; Şehir'in neşesi ve şaşkınlığı ise borazanların müziği ve çanların sesi olmuştu. Fakat Mordor'un ordularını bir delilik sarmıştı ve kendi gemilerinin düşmanlarıyla dolu olması onlara bir çeşit büyü gibi gelmişti; kaderin gelgitlerinin kendi aleyhlerine döndüğünü ve sonlarının yakın olduğunu anlayınca üzerlerine kara bir korku düştü.

Doğuya sürdüler atlarını Dol Amroth'un silahşörleri, önlerinde düşmanı sürerek: Dev adamları, Variag'ları ve güneş ışığından nefret eden orkları. Güneye ilerledi Eomer; adamlar onun gözü önünde kaçıştılar ve örs ile çekiç arasına kısıldılar. Çünkü artık adamlar gemilerden Harlond iskelelerine atlıyorlar ve kuzeye doğru bir yıldırım gibi esiyorlardı. Legolas ve elinde baltası ile Gimli de geldi; ve Lebennin, Lamedon ve Güney tımarlarından bahadır halkını yöneten sancağıyla Halbarad ve Elladan, alnında yıldızlarıyla Elrohir ve Kuzeyin Kolcuları, ağır elli Dunedain. Fakat hepsinin önünden yeni tutuşturulmuş bir ateş gibi parlayan Batının Alevi Anduril, yani en az eskisi kadar ölümcül dövülmüş Narsil ile Aragorn gidiyordu ve alnında Elendil'in Yıldızı vardı.

-----------------------------------------------------------------------------------------

Hâlâ önlerinde zorlu bir dövüş ve uzun bir uğraş vardı; çünkü Güneyliler hem cesur hem de sağlam insanlardı ve çaresizlikleri içinde hiddetliydiler de; Doğulular da güçlü, savaşta pişmiş, aman dilemeyen insanlardı. O yüzden, kâh burada, kâh orada, yanmış bir müştemilat veya ambarın yanında, bir tepecikte veya toprak yığını üzerinde, surların altında veya alanda hâlâ bir araya toplanmaya devam ettiler, saldırdılar ve gün geçip gidinceye kadar dövüştüler.

Sonra, sonunda Güneş Mindolluin'in ardından battı ve bütün gökyüzünü büyük bir yangınla doldurdu, böylece tepeler ve dağlar kanla boyanmış gibi oldu; Nehir'den ateş akıyordu ve gece çökerken Pelennor otları al al uzanıyordu. Ve tam o saatte Gondor Meydan Savaşı bitmişti; Rammas'ın çemberi içinde canlı tek bir düşman kalmamıştı. Ölümüne veya Nehir'in kızıl köpüğünde boğulmak için kaçanlar hariç hepsi kılıçtan geçmişti. Çok azı doğuya doğru Morgul veya Mordor'a gidebilmişti; Haradrim ülkesine ise uzaktan bir masal ulaşmıştı sadece: Gondor'un hiddetinin ve dehşetinin bir söylentisi.
Böylece sona erer Pelennor Çayırlar Savaşı ve Sauron'un bu saldırı için bir araya getirdiği ordunun tamamına yakını yok edilir. Ancak Özgür Halkların kaybı da az değildir; şehri savunan Gondor ve Rohan askerlerinin üçte biri bu savaşta can verir. Cadı Kral'ın Kara Nefes'ine maruz kalmış olan Faramir, Eowyn ve Merry; savaşın ardından Aragorn tarafından iyileştirilir.

Cadı Kral kumandasında Minas Tirith'i kuşatan Orklar, Doğulular ve Haradrim'den oluşan Mordor ordusu Sauron'un emrindeki birliklerin sadece küçük bir kısmıdır. Sauron'un Minas Tirith'e tüm gücüyle saldıramamasının nedeni, Aragorn'un Palantir'de kendisini Sauron'a göstermesi ve Sauron'un paniğe kapılarak Aragorn Gondor tahtına geçmeden önce Minas Tirith'i yerle bir etmek istemesidir. Gondor ve Rohan komutanlarının bir sonraki hamlelerini belirlemek için gerçekleştirdiği Son Müzakere'de Gandalf; Aragorn, Imrahil ve Eomer'e zaferi silahlarla kazanamayacaklarını söyler. Düşman kendilerinden sayıca kat kat üstündür ve Sauron'un mağlup edilebilmesinin tek yolu Yüzük'ün yok edilmesidir. Bu yüzden Sauron'un dikkatini başka yöne çekmek ve Mordor topraklarını boşaltarak Frodo'nun Hüküm Dağı'na uzanan yolu fark edilmeden alabilmesini sağlamak için Kara Kapılar'a bir saldırı düzenlenmesine karar verilir.

18 Mart 3019'da Gondor ve Rohan birliklerinden oluşan Orta Dünya'nın Özgür Halkları'nın yaklaşık 7000 kişilik ordusu Minas Tirith'ten yola çıkar. Yola çıktıktan sonra Aragorn bir grup okçuyu Kavşaklar'ı koruması için bırakır, Morannon'un İnsansız Toprakları'na vardıklarında ise korkularından ilerleyemeyecek hale gelen köylü ve çiftçileri Cair Andros'u düşmandan geri almaları için görevlendirir. Böylece Batı Ordusu 25 Mart 3019 günü 6000 kişiden daha az sayıda bir kuvvetle Mordor'un Kara Kapıları'na varır. 

Sauron, Batı Ordusu'nun komutanları ile konuşması ve şartlarını bildirmesi için bir elçi gönderir. Ancak Gandalf, Sauron'un tüm şartlarını reddeder. Bunun üzerine Kara Kapılar'dan ve çevredeki tepelerden harekete geçen Sauron'un kuvvetleri Batı Ordusu'nu çepeçevre kuşatır. 

Mordor orduları öfkeyle saldırıya geçer ve Olog-hai'ler Batı Ordusu'nun ön saflarına dalarak savunmayı kırar. Cadı Kral'dan sonra geriye kalan 8 Nazgul, kanatlı yaratıklarının üzerinde savaş alanında belirir ancak Yelefendisi Gwaihir komutasındaki Kartallar onların saldırısını karşılar. Tam bu anda Frodo Kıyamet Çatlakları'nda Yüzük'ü parmağına geçirir. Bunu hisseden Nazgul savaş alanından ayrılarak Hüküm Dağı'na doğru uçmaya başlar. Sauron'un tüm dikkati Kıyamet Çatlakları'na çevrilmişken Mordor orduları bir an için tereddüt içerisinde kalarak duraklar. Orta Dünya için hüküm saatinin gelip çattığı bu anda Gollum Frodo'nun parmağından Yüzük'ü alır ve zafer içinde zıplayıp dans ederken tökezler ve Yüzük ile birlikte lavların içine düşer. Böylece Tek Yüzük yok edilir. Barad-dur bir daha inşa edilmemek üzere yerle bir olur. Hüküm Dağı'nın püskürttüğü alevler tüm Yüzüktayfları'nı yutar. Mordor orduları büyük bir korku ve dehşet içinde kaçmaya başlar, pek çoğu Batı Ordusu tarafından katledilir. Sauron tamamıyla mağlup olur ve bir daha hiçbir zaman Orta Dünya üzerinde görülmez. 

1 Mayıs'ta Aragorn Kral Elessar olarak taç giyer. Gondor ve Arnor krallıkları bu tarihten itibaren Yeniden Birleşmiş Krallık olarak anılmaya başlar. Aragorn Ak Ağaç'ın yeni bir fidesini bulur ve bunu Minas Tirith'in avlusuna diker. O yılın yıl ortası günü Kral Elessar Arwen Akşamyıldızı ile evlenir ve 120 yıl boyunca ülkeyi barış ve mutluluk içinde yönetirler.

Aragorn, Kral olduktan sonra Ithilien Prensi Faramir'i kendisinin Vekilharç'ı ilan eder. Faramir, Imrahil ve diğer Gondor beyliklerinin lordlarının üyesi olduğu Yüce Gondor Divanı yeniden toplanmaya ve ülke yönetiminde Kral'a danışmanlık yapmaya başlar.

Kral Elessar Sauron için savaşan Doğulular'ı affeder ve güneydeki Haradrim'le barış yapar. Rohan Kralı Eomer ile birlikte, Sauron'un ordusundan geriye kalan Orkların ve kötü niyetli İnsanların üzerine seferler düzenleyerek Orta Dünya'yı kötülükten tamamen arındırır. Elessar, Druadan Ormanı'nı Druedain'e armağan eder ve diğer İnsanların buraya girmesini yasaklar. Aynı zamanda Shire'ı da Kral'ın koruması altındaki özgür bir ülke ilan eder. Shire Reisi, Erdiyarı Hükümdarı ve Ulığ Kazlın Belediye Başkanı Kuzey Krallığı'nın danışmanları yapılır. Dale ve Erebor krallıkları da Yeniden Birleşmiş Krallığın dostları ve müttefikleri olur.

4. Çağ'ın 120. yılında Kral Elessar göçüp gider. Elessar'ın oğlu Eldarion onun ardından Yeniden Birleşmiş Krallığın Kral'ı olur. Gondor'un bilinen son kralı olan Eldarion yaklaşık bir asır boyunca ülkeyi yönetir. Onun saltanatının oldukça görkemli olduğu ve soyundan gelenlerin yüzlerce insan nesli boyunca İnsanları yönettiği söylenegelir. Eski günler hakkındaki hikayelerde anlatıldığı kadarıyla, Dunedain'in Güney Krallığının öyküsü bu kadardır.